Bilge Forum  

Go Back   Bilge Forum > Güzel Dinimiz İslamiyet > İslamiyet ve Müslümanlık > Düşünce Deryası
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 12.11.2008, 15:45 Konuyu Açan : Administrator   #1
Profil
Administrator
Administrator
 
Administrator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Mesajlar: 29.477

Level: 90 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Paylaşım: 3348 / 3348
Güç: 9825 / 13921
Tecrübe: 28%

Rep Gücü :
Rep Puanı : 20
Rep Seviyesi : Administrator isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
Standart Ebu Hureyre Hz. Musa’dan ne istedi ?

Hamd önde de sonda da Allah’adır(a.c).

Allah’ın salât ve selamı yarattıkları içinde en güzeli, sırrının koruyucusu, Hatem’ul Enbiya Muhammed Mustafa ve onun tertemiz, pak Ehl-i Beyt’i üzerine olsun.

Kovulmuş şeytandan Allah’a(a.c) sığınırız.

Ebu Hureyre’den gelen hadisler Sahih-i Buhari ve daha birçok Ehl-i Sünnet hadis kaynağında büyük bir yer teşkil eder. Ancak tarih ve Ehl-i Sünnet’in büyük âlimleri Ebu Hureyre’nin pek de kaynak olarak gösterilebilecek bir sahabe olmadığını bildirmişlerdir. Bu makalede bizler de Ebu Hureyre’nin Hz. Resul(s.a.a)’dan rivayet ettiği Hz. Musa ile ilgili hadisleri değerlendirecek ve Hureyre’nin hadislerine neden riayet gösterilemeyeceği üzerine duracağız. Dilerseniz önce Hureyre ne zaman Müslüman olmuş ona bakalım.

İbn-i Saad’ın “Tabakat”tında, İbn-i Hacer’in “İsabe”sinde ve Ehl-i Sünnet’e ait diğer güvenilir kitaplarda Ebu Hureyre’nin Hayber’in fethinde Müslüman olduğu yazılmıştır. Buhari’nin(Alamat’ın Nübüvvet’i fi’l-İslam babı) rivayetine göre Ebu Hureyre, Resulullah (s.a.a) ile üç yıldan fazla görüşmeye muvaffak olmamıştır. İbn-i Hacer “İsabe”de, Hâkim “Müstedrek”te, İbn-i Abdulbirr “İstiab”da şöyle naklediyorlar: “Ebu Hureyre hicri 57 yılında 78 yaşındayken Akik Vadisi’nde öldü. Cenazesini Medine’ye getirip Baki mezarlığında defnettiler”.

Resulullah’ın (s.a.a) yalnızca üç yıl sahabesi olan bu kişi Resulullah’tan (s.a.a) beş bin civarı hadis nakletmiştir. Bunun yanında onun hadislerine ne halife Ömer ne de Emir’el Müminin Hz. Ali (a.s) güvenmiş ve hatta Ömer bin Hattab Resulullah’tan (s.a.a) olmayan sözleri ona (s.a.a) isnat etmesi hasebiyle Ebu Hureyre’yi kırbaçlatmıştır. Bu olayı İbn-i Esir tarihinde H.K 23. Yılın olaylarında, İbn-i Ebi’l- Hadid “Şerh-i Nehc’ul Belağa”nın 3. Cildinde şöyle anlatıyor:

“H.K 21 yılında halife Ömer, Ebu Hureyre’yi Bahreyn’e vali olarak gönderdi. Ona, Ebu Hureyre’nin kendisine mal toplayıp bir sürü at aldığı haberini verdiler. Bunun üzerine Ömer onu hicri 23 yılında görevinden aldı. Halifenin yanına gelir gelmez, halife ona: “Ey Allah’ın ve Allah’ın kitabının düşmanı, Allah’ın malını mı çalıyorsun?” diye kızdı. O da; “Asla hırsızlık yapmadım, onlar halkın bana verdiği hediyelerdi” diye cevap verdi. İbn-i Mes’ud “Tabakat”ın 4. cildinde, İbn-i Hacer Askalani “İsabe”de ve İbn-i Abdurabbih “Ikd’ul- Ferid”in 1. Cildinde şöyle yazıyorlar:

Halife Ebu Hureyre’ye; “Ey Allah’ın düşmanı! Seni Bahreyn’e vali olarak gönderdiğimde ayağında ayakkabın bile yoktu; şimdi asil atların ve 600 dinarlık malın olduğunu duydum. Bunları nereden aldın?” diye sordu. O da cevaben; “Bunlar halkın hediyeleriydi. Onları çalıştırdım, elimdekiler onlardan elde ettiğim kârlardır.” dedi. Ömer yerinden kalkıp onu o kadar kırbaçladı ki sırtından kan akmaya başladı. Sonra, Bahreyn’de biriktirdiklerinden 10 bin dinaralıp Beyt’ul- Mal’a vermelerini emretti. Ömer, sadece kendi halifeliği zamanında değil, Resulullah’ın zamanında da Ebu Hureyre’yi yere düşene kadar dövdü.” Ayrıca bu olayı Müslim kendi Sahih’inin 1. Cildinde de anlatmıştır. İbn-i Ebi’l- Hadid “Şerh-i Nehc’ul Belağa”nın 1. cildinde şöyle yazıyor: “Ebu Cafer İskafi (Mutezli şeyhi) diyor ki; Şeyhlerimiz Ebu Hureyre’yi (akli yönden) sakıncalı bulup onun hadislerini kabul etmiyorlar. Ömer onu kamçılayarak dedi ki; “Hadis nakletmekte çok ileri gittin. Zaten sana Peygamber’in adına yalan uydurmak yakışır!” İbn-i Asakir “Tarih-i Kebir”de, Muttaki “Kenz’ul- Ummal”da şöyle naklediyorlar: Halife Ömer onu kırbaçlayıp dövdü. Resulullah (s.a.a.)’dan hadis nakletmesine engel olarak dedi ki: “Peygamber’den çok hadis naklediyorsun. Ondan taraf yalan söylemeye layıksın (yani senin gibi şahsiyetsiz biri Peygamber’in adına yalan söyler ancak.) Peygamber’den hadis nakletmeği terk etmelisin. Yoksa seni ya Devs’a gönderirim ya da Buzinelerin yanına.”

Ebu Hureyre’yi tenkit eden yalnızca halife Ömer değildir. Emir’ul-Mü’minin Hz. Ali (a.s) de Ebu Hureyre’yi çok kötü şekilde eleştirmiştir. İbn-i Ebi’l- Hadid “Şerh-i Nehc’ul- Belağa”nın 1. Cildinde şöyle naklediyor: “Mevle’l- Muvahhidin Emir’ul- Mü’minin Hz. Ali (a.s.) şöyle buyuruyor: “Bilin ki! İnsanların (veya Yaşayanların) en yalancısı, Resulullah (s.a.a.)’in adına en çok yalan söyleyen Devslu Ebu Hureyre’dir.”

Bunun yanında Ümm’ül Müminin Aişe de Ebu Hureyre’nin mürtetliğini belirtenlerdendir. İbn-i Kutaybe “Te’vil’ul- Muhtelif’il- Hadis”te, Hâkim “Müstedrek”in 3. cildinde, Zehebi “Telhis’ul- Müstedrek”te, Müslim “Sahih-i Müslim”in ikinci cildinin “Ebu Hureyre’nin Faziletleri” bölümünde diyorlar ki; “Aişe onu defalarca reddederek şöyle diyordu: “Ebu Hureyre çok yalan söylüyor; o, Resulullah(s.a.a) adına da bir sürü yalan hadis uydurmuştur.”

Ebu Hanife şöyle söylüyor: “Resulullah’ın(s.a.a) sahabeleri genelde güvenilir ve adil idiler. Ben onların hepsinden senedi kime dayanırsa dayansın hadis kabul ediyorum. Ama senetleri Ebu Hureyre’ye, Enes bin Malik’e ve Semuret bin Cundeb’e dayanan hadisleri kabul etmiyorum.”

İşte sahabelerden, Ümm’ül Müminin Aişe’den ve Emir’ul-Mü’minin Hz. Ali (a.s)’den gelen rivayetlerle Ebu Hureyre kaynaklı hadislere neden güvenilmeyeceğine dair deliller.

Bunun yanında Ebu Hureyre’nin güvenilmezliğine dair son delilimiz ise onun Sıffin savaşında göstermiş olduğu ikiyüzlülüğüdür. Ebu Hureyre Sıffin’de namazları Hz. Ali ile kılıyor, yemeklerde ise Muaviye’nin sofrasından eksik olmuyordu. Zemahşeri “Rebi’ul- Ebrar”da, İbn-i bi’l- Hadid “Şerh-u Nehc’ul-Belağa”da şöyle naklediyorlar: “Ondan bu iki farklı hareketinin sebebi sorulduğu zaman şöyle diyordu: “Muaviye’nin muzeyresi ve yemeği daha yağlıdır, Ali’nin arkasında namaz kılmak ise efdaldır” Bu yüzden Ebu Hureyre “Şeyh’ul- Muzeyre” diye meşhur olmuştur”.

İşte ünlü tarihçilerin dilinden Ebu Hureyre. Hepimiz bilmemiz gerekiyor ki senedi Ebu Hureyre olan hadislere güvenilmez. O hadisleri güvenilir sahabelerden de aramak gerekir.

Şimdi ise gelelim yazımızın gerçek konusu olan Ebu Hureyre’nin Hz. Resul’e (s.a.a) isnat ettiği Hz. Musa ilgili hadislere. Öncelikle bu hadisleri tek tek inceleyecek ve Ebu Hureyre’nin güvenilmezliğini bu hadislerle sizlere bir kez daha ispatlayacağız. Aslında bu hadisleri boş bir sayfaya yazsak bile sizler bu hadislerin gerçek olamayacağını bilir ve bu hadisleri kimin rivayet ettiğini hemen merak edersiniz ancak yine de ben şerhini de yapacağım hadislerin. İşte birinci hadis!

Buhari Sahihinin “Gusül” kitabında ve Müslim kendi sahihinin ikinci cüz’ünde “Musa’nın Faziletleri” babında ve İmam Ahmed bin Hanbel Müsned’inin ikinci cüz’ünde Ebu Hureyre’den şöyle naklediyorlar:

“Ben-i İsrail arasında şöyle bir adet vardı, herkes hep birlikte avret mahallini kapatmaksızın suya girip kendilerini yıkıyorlardı ve aynı zamanda birbirlerinin avrat yerlerine de bakıyorlardı. Böyle bir davranış onların arasında ayıp sayılmıyordu. Fakat Hz. Musa, kimse onun avrat yerini görmemesi için tek başına suya dalıyordu. Ben-i İsrail Hz. Musa’nın bu tavrına karşı şöyle diyorlardı: Hz. Musa’nın tek başına yıkanması ve bizden uzaklaşmasının sebebi bedeninde bir noksanlık ve fıtık olduğundan dolayıdır. İşte bundan dolayı bizim onu görmemizi istemiyor. Bir gün Hz. Musa yıkanmak için bir suyun kenarına gitti, elbiselerini çıkarıp bir taşın üzerine bıraktı ve suya daldı. Taş Hz. Musa’nın elbisesiyle birlikte firar etti. Musa da onun peşine koyulup; “Ey taş elbisem! Ey taş elbisem!” (Yani elbisemi nereye götürüyorsun?) diyordu. Nihayet Ben-i İsrail Hz. Musa’nın avrat yerine baktılar! Allah’a ant olsun Musa’nın bir noksanlığı yoktur (yani fıtık değildir) dediler. Bu esnada taş yerinde durdu; Hz. Musa elbiselerini aldı. Daha sonra Hz. Musa taşı dövmeye başladı, öyle ki taş altı veya yedi defa inledi.”

Hz. Resul’e (s.a.a) isnat edilen hadisi sizler de hayretle okuyorsunuz değil mi? Ancak Ebu Hureyre’nin naklettiği diğer hadisleri görünce daha da şaşıracaksınız. Yalnız önce bu hadis üzerine birkaç kelam edelim dilerseniz.

Öncelikle avret yerleri açık suya girmeyi Allah’ın peygamberine yakıştırmanın mantıki ne tür bir delili olabilir. Allah’ın elçisi bir gelenek dahi olsa insanlara bunun yanlış olduğunu söylemiyor da onlara mı uyuyor? Nasıl bir komikliktir bu iddia! Bunun yanında Hz. Musa’nın (a.s) elbiselerinin üzerinde olduğu taş nasıl hareket ediyor? Diyelim bu bir mucizedir. Acaba ne zamandan beri Allah mucizeleri Peygamberini rezil etmek için gösteriyor? Bu mucizenin Hz. Musa’nın rezil olmasından başka bir anlamı yoktur. Bir de en büyük komiklik Hz. Musa’nın (a.s) taşı dövmesidir ki ben bunu hiç anlamadım. Çünkü taş altı yedi defa inliyor üstelik. Allah’ın peygamberi taşın cansız olduğunu bilmiyor mu da dövüyor o taşı. Hayret! Binlerce defa hayret! Gelelim ikinci hadise!

Buhari Sahihinin birinci cildinin cenaze bablarında, ikinci cildinde ise “Musa’nın ölümü” babında ve Müslim de Sahihinin ikinci cildinde; “Musa’nın Faziletleri” babında Ebu Hureyre’den Hz. Muhammed’e (s.a.a) isnat edilen ilginç bir hadis nakletmişlerdir:
Ölüm meleği Hz. Musa’nın yanına gelerek; “Rabbinin davetini icabet et” dedi. Musa ölüm meleğinin gözüne bir tokat vurarak onun gözünü çıkardı. Melek Rabbine dönüp şöyle dedi: “Beni, ölmeyi istemeyen bir kuluna doğru gönderdin, o da vurup gözümü çıkardı.”Allah-u Teâlâ meleğin gözünü kendisine geri çevirip şöyle buyurdu:“Kulumun yanına dön ve de ki: Dünya hayatını mı istiyorsun? Öyleyse elini öküzün beline koy, eline ne kadar kıl çıkarsa onun sayısınca yaşayacaksın.”

Allah aşkına bu hadise inanmak mümkün mü? Hz. Musa (a.s) Allah’ın seçmiş olduğu ve kitap vererek mükâfatlandırdığı kullarından biri. Bir peygamber. Velev ki Azrail’i gördü, Allah’ın davetine “lebbeyk” demeyip de itiraz mı edecek. Zaten böyle bir durum imkânsızdır. Azrail’in gözü mü var ki Hz. Musa (a.s) vurdu da onun gözünü çıkardı. Hem ayet buyurmuyor mu birinin ölüm anı gelmişse o ne bir an geç olur ne de bir an erken. Burada Allah (a.c) git de öküzden kıl koparsın kopan kıl kadar yaşayacak buyuruyor. Yine ayet demiyor mu Allah’ın kanununda değişme olmaz! Şimdi Allah Hz. Musa için kanunu mu değişti? Kesinlikle değil! Bu hadis tamamıyla uydurmadır. Böyle bir şey ne Resulullah’a (s.a.a) isnat edilebilir ne de mantıklı bir insan bunu kabul edebilir. Şimdi ise son hadisimiz ki bu hadise inanan bir insan gerçekten mümin olamaz, sapar gider.
Buhari Sahih’inin 6. Cildinde, İmam Ahmed b. Hanbel Müsned’inde, Tırmizi Sünnen’inde, Ebu Hureyre’den rivayet ederek Peygamber (s.a.a)'in şöyle buyurduğunu söylüyor:

“Âdem ve Musa (a.s.) tartıştılar. Musa ona dedi ki: "Sen, kendi günahın sebebiyle insanları Cennet'ten çıkaran ve onları bedbaht edensin.” Âdem dedi ki: "Ey Musa! Sen, Allah'ın, elçilik verip konuşmasıyla seçilmiş bir insansın. Böyle olmakla birlikte, Allah'ın beni yaratmadan önce kaderime yazdığı - veya üzerine yazdığı -bir işi yaptığımdan ötürü beni kınıyor musun?” Rasûlullah (s.a.a) dedi ki: “Böyle demekle Âdem, Musa'yı mağlup etti.”

Bu gerçekten de Hz. Musa üzerine ilginç bir hadis. Ancak bu sefer bir başka peygamber daha var kahraman olarak. Hz. Resul’e (s.a.a) isnat edilen hadise dikkat edin. Hz. Musa (a.s) nasıl da ilk günah inancıyla konuşuyor. Hz. Âdem’i (a.s) suçluyor. Hıristiyanlar gibi ilk günaha inanıyor ve sen bizi bu hale soktun diyor Allah’ın salih peygamberi. Tevhit dininin peygamberi, Allah’ın şeriatının dünyadaki tebliğcisi bu sözleri ediyor. İnanılacak şey değil doğrusu. Peki, Hz. Âdem’in (a.s) yanıtına ne demeli? Demek Hz. Âdem’e yapmış olduğu hata Allah tarafından daha yaratılmadan önce yazılmış. Yani Hz. Âdem’in yasak olandan tatması (hâşâ) Allah’ın evvelden planladığı bir şeymiş. Bu cibriye (kadercilik) değildir de nedir? Hz. Resul (s.a.a) bunun haram olduğunu söylemiyor mu? Allah’ın peygamberi, ism-i Azam’ından hediye ettiği bir şahıs nasıl böyle konuşabilir? Kendi suçunu cahiller gibi kadere yıkabilir. Yoksa Hz. Âdem de mi cahil insanlar gibi kaderin, Allah’ın insana bir dayatması olduğunu mu iddia ediyor? Ya da Hıristiyanların Janseist mezhebine bağlı olanları gibi dünyanın Allah’ın bir oyunu olduğuna mı inanıyor? Elbette hayır. Hz. Âdem ve Hz. Musa bu tür isnatlardan uzaktırlar. Bir de bu hadiste sorulması gereken bir nokta daha var. Acaba bu iki peygamber nerede tartışıyorlar? Bu da ayrı bir soru işareti. Bunun yanında Hz. Resul (s.a.a) Hz. Âdem’in (a.s) Hz. Musa’yı (a.s) mağlup ettiğini söylüyor. Demek Allah’ın peygamberleri arasında müsabakalar da yapılıyor. Bunu da öğrenmiş olduk Ebu Hureyre sayesinde.

Çok ilginçtir ki Ebu Hureyre uydurma hadislerinin bir kısmını Hz. Musa’ya ayırmış. Ve insan da bu hadisleri okuyunca düşünmeden edemiyor: Neden Hz. Yahya değil de Hz. Musa? Ya da bir başka peygamber değil de o? Özellikle Hz. Musa’yı seçmesindeki neden neydi acaba? Tabii bu da beyinleri bulandıran bir başka nokta. Fakat bizi burada ilgilendiren temel nokta: Ebu Hureyre’nin güvenilmezliğidir ki bu da bu hadislerle ve tarihi delillerle ortaya çıkmıştır.

Son olarak Allah’ın seçkinleri içerisindeki en değerlisi, sırrının koruyucusu, Resullerin sonuncusu Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.a) bir hadisiyle bu bahsi kapatmak istiyorum:

“Her kim ki benden olmayan bir sözü bana isnat ederse, cehennemdeki yerini hazır bilsin!” vesselam…

huseyn_tr@tacmahal.org
http://www.fikritakip.com
Ebu Hureyre Hz. Musa’dan ne istedi?

/ Hüseyin Beheşti
Hamd önde de sonda da Allah’adır(a.c).

Allah’ın salât ve selamı yarattıkları içinde en güzeli, sırrının koruyucusu, Hatem’ul Enbiya Muhammed Mustafa ve onun tertemiz, pak Ehl-i Beyt’i üzerine olsun.

Kovulmuş şeytandan Allah’a(a.c) sığınırız.

Ebu Hureyre’den gelen hadisler Sahih-i Buhari ve daha birçok Ehl-i Sünnet hadis kaynağında büyük bir yer teşkil eder. Ancak tarih ve Ehl-i Sünnet’in büyük âlimleri Ebu Hureyre’nin pek de kaynak olarak gösterilebilecek bir sahabe olmadığını bildirmişlerdir. Bu makalede bizler de Ebu Hureyre’nin Hz. Resul(s.a.a)’dan rivayet ettiği Hz. Musa ile ilgili hadisleri değerlendirecek ve Hureyre’nin hadislerine neden riayet gösterilemeyeceği üzerine duracağız. Dilerseniz önce Hureyre ne zaman Müslüman olmuş ona bakalım.

İbn-i Saad’ın “Tabakat”tında, İbn-i Hacer’in “İsabe”sinde ve Ehl-i Sünnet’e ait diğer güvenilir kitaplarda Ebu Hureyre’nin Hayber’in fethinde Müslüman olduğu yazılmıştır. Buhari’nin(Alamat’ın Nübüvvet’i fi’l-İslam babı) rivayetine göre Ebu Hureyre, Resulullah (s.a.a) ile üç yıldan fazla görüşmeye muvaffak olmamıştır. İbn-i Hacer “İsabe”de, Hâkim “Müstedrek”te, İbn-i Abdulbirr “İstiab”da şöyle naklediyorlar: “Ebu Hureyre hicri 57 yılında 78 yaşındayken Akik Vadisi’nde öldü. Cenazesini Medine’ye getirip Baki mezarlığında defnettiler”.

Resulullah’ın (s.a.a) yalnızca üç yıl sahabesi olan bu kişi Resulullah’tan (s.a.a) beş bin civarı hadis nakletmiştir. Bunun yanında onun hadislerine ne halife Ömer ne de Emir’el Müminin Hz. Ali (a.s) güvenmiş ve hatta Ömer bin Hattab Resulullah’tan (s.a.a) olmayan sözleri ona (s.a.a) isnat etmesi hasebiyle Ebu Hureyre’yi kırbaçlatmıştır. Bu olayı İbn-i Esir tarihinde H.K 23. Yılın olaylarında, İbn-i Ebi’l- Hadid “Şerh-i Nehc’ul Belağa”nın 3. Cildinde şöyle anlatıyor:

“H.K 21 yılında halife Ömer, Ebu Hureyre’yi Bahreyn’e vali olarak gönderdi. Ona, Ebu Hureyre’nin kendisine mal toplayıp bir sürü at aldığı haberini verdiler. Bunun üzerine Ömer onu hicri 23 yılında görevinden aldı. Halifenin yanına gelir gelmez, halife ona: “Ey Allah’ın ve Allah’ın kitabının düşmanı, Allah’ın malını mı çalıyorsun?” diye kızdı. O da; “Asla hırsızlık yapmadım, onlar halkın bana verdiği hediyelerdi” diye cevap verdi. İbn-i Mes’ud “Tabakat”ın 4. cildinde, İbn-i Hacer Askalani “İsabe”de ve İbn-i Abdurabbih “Ikd’ul- Ferid”in 1. Cildinde şöyle yazıyorlar:

Halife Ebu Hureyre’ye; “Ey Allah’ın düşmanı! Seni Bahreyn’e vali olarak gönderdiğimde ayağında ayakkabın bile yoktu; şimdi asil atların ve 600 dinarlık malın olduğunu duydum. Bunları nereden aldın?” diye sordu. O da cevaben; “Bunlar halkın hediyeleriydi. Onları çalıştırdım, elimdekiler onlardan elde ettiğim kârlardır.” dedi. Ömer yerinden kalkıp onu o kadar kırbaçladı ki sırtından kan akmaya başladı. Sonra, Bahreyn’de biriktirdiklerinden 10 bin dinaralıp Beyt’ul- Mal’a vermelerini emretti. Ömer, sadece kendi halifeliği zamanında değil, Resulullah’ın zamanında da Ebu Hureyre’yi yere düşene kadar dövdü.” Ayrıca bu olayı Müslim kendi Sahih’inin 1. Cildinde de anlatmıştır. İbn-i Ebi’l- Hadid “Şerh-i Nehc’ul Belağa”nın 1. cildinde şöyle yazıyor: “Ebu Cafer İskafi (Mutezli şeyhi) diyor ki; Şeyhlerimiz Ebu Hureyre’yi (akli yönden) sakıncalı bulup onun hadislerini kabul etmiyorlar. Ömer onu kamçılayarak dedi ki; “Hadis nakletmekte çok ileri gittin. Zaten sana Peygamber’in adına yalan uydurmak yakışır!” İbn-i Asakir “Tarih-i Kebir”de, Muttaki “Kenz’ul- Ummal”da şöyle naklediyorlar: Halife Ömer onu kırbaçlayıp dövdü. Resulullah (s.a.a.)’dan hadis nakletmesine engel olarak dedi ki: “Peygamber’den çok hadis naklediyorsun. Ondan taraf yalan söylemeye layıksın (yani senin gibi şahsiyetsiz biri Peygamber’in adına yalan söyler ancak.) Peygamber’den hadis nakletmeği terk etmelisin. Yoksa seni ya Devs’a gönderirim ya da Buzinelerin yanına.”

Ebu Hureyre’yi tenkit eden yalnızca halife Ömer değildir. Emir’ul-Mü’minin Hz. Ali (a.s) de Ebu Hureyre’yi çok kötü şekilde eleştirmiştir. İbn-i Ebi’l- Hadid “Şerh-i Nehc’ul- Belağa”nın 1. Cildinde şöyle naklediyor: “Mevle’l- Muvahhidin Emir’ul- Mü’minin Hz. Ali (a.s.) şöyle buyuruyor: “Bilin ki! İnsanların (veya Yaşayanların) en yalancısı, Resulullah (s.a.a.)’in adına en çok yalan söyleyen Devslu Ebu Hureyre’dir.”

Bunun yanında Ümm’ül Müminin Aişe de Ebu Hureyre’nin mürtetliğini belirtenlerdendir. İbn-i Kutaybe “Te’vil’ul- Muhtelif’il- Hadis”te, Hâkim “Müstedrek”in 3. cildinde, Zehebi “Telhis’ul- Müstedrek”te, Müslim “Sahih-i Müslim”in ikinci cildinin “Ebu Hureyre’nin Faziletleri” bölümünde diyorlar ki; “Aişe onu defalarca reddederek şöyle diyordu: “Ebu Hureyre çok yalan söylüyor; o, Resulullah(s.a.a) adına da bir sürü yalan hadis uydurmuştur.”

Ebu Hanife şöyle söylüyor: “Resulullah’ın(s.a.a) sahabeleri genelde güvenilir ve adil idiler. Ben onların hepsinden senedi kime dayanırsa dayansın hadis kabul ediyorum. Ama senetleri Ebu Hureyre’ye, Enes bin Malik’e ve Semuret bin Cundeb’e dayanan hadisleri kabul etmiyorum.”

İşte sahabelerden, Ümm’ül Müminin Aişe’den ve Emir’ul-Mü’minin Hz. Ali (a.s)’den gelen rivayetlerle Ebu Hureyre kaynaklı hadislere neden güvenilmeyeceğine dair deliller.

Bunun yanında Ebu Hureyre’nin güvenilmezliğine dair son delilimiz ise onun Sıffin savaşında göstermiş olduğu ikiyüzlülüğüdür. Ebu Hureyre Sıffin’de namazları Hz. Ali ile kılıyor, yemeklerde ise Muaviye’nin sofrasından eksik olmuyordu. Zemahşeri “Rebi’ul- Ebrar”da, İbn-i bi’l- Hadid “Şerh-u Nehc’ul-Belağa”da şöyle naklediyorlar: “Ondan bu iki farklı hareketinin sebebi sorulduğu zaman şöyle diyordu: “Muaviye’nin muzeyresi ve yemeği daha yağlıdır, Ali’nin arkasında namaz kılmak ise efdaldır” Bu yüzden Ebu Hureyre “Şeyh’ul- Muzeyre” diye meşhur olmuştur”.

İşte ünlü tarihçilerin dilinden Ebu Hureyre. Hepimiz bilmemiz gerekiyor ki senedi Ebu Hureyre olan hadislere güvenilmez. O hadisleri güvenilir sahabelerden de aramak gerekir.

Şimdi ise gelelim yazımızın gerçek konusu olan Ebu Hureyre’nin Hz. Resul’e (s.a.a) isnat ettiği Hz. Musa ilgili hadislere. Öncelikle bu hadisleri tek tek inceleyecek ve Ebu Hureyre’nin güvenilmezliğini bu hadislerle sizlere bir kez daha ispatlayacağız. Aslında bu hadisleri boş bir sayfaya yazsak bile sizler bu hadislerin gerçek olamayacağını bilir ve bu hadisleri kimin rivayet ettiğini hemen merak edersiniz ancak yine de ben şerhini de yapacağım hadislerin. İşte birinci hadis!

Buhari Sahihinin “Gusül” kitabında ve Müslim kendi sahihinin ikinci cüz’ünde “Musa’nın Faziletleri” babında ve İmam Ahmed bin Hanbel Müsned’inin ikinci cüz’ünde Ebu Hureyre’den şöyle naklediyorlar:

“Ben-i İsrail arasında şöyle bir adet vardı, herkes hep birlikte avret mahallini kapatmaksızın suya girip kendilerini yıkıyorlardı ve aynı zamanda birbirlerinin avrat yerlerine de bakıyorlardı. Böyle bir davranış onların arasında ayıp sayılmıyordu. Fakat Hz. Musa, kimse onun avrat yerini görmemesi için tek başına suya dalıyordu. Ben-i İsrail Hz. Musa’nın bu tavrına karşı şöyle diyorlardı: Hz. Musa’nın tek başına yıkanması ve bizden uzaklaşmasının sebebi bedeninde bir noksanlık ve fıtık olduğundan dolayıdır. İşte bundan dolayı bizim onu görmemizi istemiyor. Bir gün Hz. Musa yıkanmak için bir suyun kenarına gitti, elbiselerini çıkarıp bir taşın üzerine bıraktı ve suya daldı. Taş Hz. Musa’nın elbisesiyle birlikte firar etti. Musa da onun peşine koyulup; “Ey taş elbisem! Ey taş elbisem!” (Yani elbisemi nereye götürüyorsun?) diyordu. Nihayet Ben-i İsrail Hz. Musa’nın avrat yerine baktılar! Allah’a ant olsun Musa’nın bir noksanlığı yoktur (yani fıtık değildir) dediler. Bu esnada taş yerinde durdu; Hz. Musa elbiselerini aldı. Daha sonra Hz. Musa taşı dövmeye başladı, öyle ki taş altı veya yedi defa inledi.”

Hz. Resul’e (s.a.a) isnat edilen hadisi sizler de hayretle okuyorsunuz değil mi? Ancak Ebu Hureyre’nin naklettiği diğer hadisleri görünce daha da şaşıracaksınız. Yalnız önce bu hadis üzerine birkaç kelam edelim dilerseniz.

Öncelikle avret yerleri açık suya girmeyi Allah’ın peygamberine yakıştırmanın mantıki ne tür bir delili olabilir. Allah’ın elçisi bir gelenek dahi olsa insanlara bunun yanlış olduğunu söylemiyor da onlara mı uyuyor? Nasıl bir komikliktir bu iddia! Bunun yanında Hz. Musa’nın (a.s) elbiselerinin üzerinde olduğu taş nasıl hareket ediyor? Diyelim bu bir mucizedir. Acaba ne zamandan beri Allah mucizeleri Peygamberini rezil etmek için gösteriyor? Bu mucizenin Hz. Musa’nın rezil olmasından başka bir anlamı yoktur. Bir de en büyük komiklik Hz. Musa’nın (a.s) taşı dövmesidir ki ben bunu hiç anlamadım. Çünkü taş altı yedi defa inliyor üstelik. Allah’ın peygamberi taşın cansız olduğunu bilmiyor mu da dövüyor o taşı. Hayret! Binlerce defa hayret! Gelelim ikinci hadise!

Buhari Sahihinin birinci cildinin cenaze bablarında, ikinci cildinde ise “Musa’nın ölümü” babında ve Müslim de Sahihinin ikinci cildinde; “Musa’nın Faziletleri” babında Ebu Hureyre’den Hz. Muhammed’e (s.a.a) isnat edilen ilginç bir hadis nakletmişlerdir:
Ölüm meleği Hz. Musa’nın yanına gelerek; “Rabbinin davetini icabet et” dedi. Musa ölüm meleğinin gözüne bir tokat vurarak onun gözünü çıkardı. Melek Rabbine dönüp şöyle dedi: “Beni, ölmeyi istemeyen bir kuluna doğru gönderdin, o da vurup gözümü çıkardı.”Allah-u Teâlâ meleğin gözünü kendisine geri çevirip şöyle buyurdu:“Kulumun yanına dön ve de ki: Dünya hayatını mı istiyorsun? Öyleyse elini öküzün beline koy, eline ne kadar kıl çıkarsa onun sayısınca yaşayacaksın.”

Allah aşkına bu hadise inanmak mümkün mü? Hz. Musa (a.s) Allah’ın seçmiş olduğu ve kitap vererek mükâfatlandırdığı kullarından biri. Bir peygamber. Velev ki Azrail’i gördü, Allah’ın davetine “lebbeyk” demeyip de itiraz mı edecek. Zaten böyle bir durum imkânsızdır. Azrail’in gözü mü var ki Hz. Musa (a.s) vurdu da onun gözünü çıkardı. Hem ayet buyurmuyor mu birinin ölüm anı gelmişse o ne bir an geç olur ne de bir an erken. Burada Allah (a.c) git de öküzden kıl koparsın kopan kıl kadar yaşayacak buyuruyor. Yine ayet demiyor mu Allah’ın kanununda değişme olmaz! Şimdi Allah Hz. Musa için kanunu mu değişti? Kesinlikle değil! Bu hadis tamamıyla uydurmadır. Böyle bir şey ne Resulullah’a (s.a.a) isnat edilebilir ne de mantıklı bir insan bunu kabul edebilir. Şimdi ise son hadisimiz ki bu hadise inanan bir insan gerçekten mümin olamaz, sapar gider.
Buhari Sahih’inin 6. Cildinde, İmam Ahmed b. Hanbel Müsned’inde, Tırmizi Sünnen’inde, Ebu Hureyre’den rivayet ederek Peygamber (s.a.a)'in şöyle buyurduğunu söylüyor:

“Âdem ve Musa (a.s.) tartıştılar. Musa ona dedi ki: "Sen, kendi günahın sebebiyle insanları Cennet'ten çıkaran ve onları bedbaht edensin.” Âdem dedi ki: "Ey Musa! Sen, Allah'ın, elçilik verip konuşmasıyla seçilmiş bir insansın. Böyle olmakla birlikte, Allah'ın beni yaratmadan önce kaderime yazdığı - veya üzerine yazdığı -bir işi yaptığımdan ötürü beni kınıyor musun?” Rasûlullah (s.a.a) dedi ki: “Böyle demekle Âdem, Musa'yı mağlup etti.”

Bu gerçekten de Hz. Musa üzerine ilginç bir hadis. Ancak bu sefer bir başka peygamber daha var kahraman olarak. Hz. Resul’e (s.a.a) isnat edilen hadise dikkat edin. Hz. Musa (a.s) nasıl da ilk günah inancıyla konuşuyor. Hz. Âdem’i (a.s) suçluyor. Hıristiyanlar gibi ilk günaha inanıyor ve sen bizi bu hale soktun diyor Allah’ın salih peygamberi. Tevhit dininin peygamberi, Allah’ın şeriatının dünyadaki tebliğcisi bu sözleri ediyor. İnanılacak şey değil doğrusu. Peki, Hz. Âdem’in (a.s) yanıtına ne demeli? Demek Hz. Âdem’e yapmış olduğu hata Allah tarafından daha yaratılmadan önce yazılmış. Yani Hz. Âdem’in yasak olandan tatması (hâşâ) Allah’ın evvelden planladığı bir şeymiş. Bu cibriye (kadercilik) değildir de nedir? Hz. Resul (s.a.a) bunun haram olduğunu söylemiyor mu? Allah’ın peygamberi, ism-i Azam’ından hediye ettiği bir şahıs nasıl böyle konuşabilir? Kendi suçunu cahiller gibi kadere yıkabilir. Yoksa Hz. Âdem de mi cahil insanlar gibi kaderin, Allah’ın insana bir dayatması olduğunu mu iddia ediyor? Ya da Hıristiyanların Janseist mezhebine bağlı olanları gibi dünyanın Allah’ın bir oyunu olduğuna mı inanıyor? Elbette hayır. Hz. Âdem ve Hz. Musa bu tür isnatlardan uzaktırlar. Bir de bu hadiste sorulması gereken bir nokta daha var. Acaba bu iki peygamber nerede tartışıyorlar? Bu da ayrı bir soru işareti. Bunun yanında Hz. Resul (s.a.a) Hz. Âdem’in (a.s) Hz. Musa’yı (a.s) mağlup ettiğini söylüyor. Demek Allah’ın peygamberleri arasında müsabakalar da yapılıyor. Bunu da öğrenmiş olduk Ebu Hureyre sayesinde.

Çok ilginçtir ki Ebu Hureyre uydurma hadislerinin bir kısmını Hz. Musa’ya ayırmış. Ve insan da bu hadisleri okuyunca düşünmeden edemiyor: Neden Hz. Yahya değil de Hz. Musa? Ya da bir başka peygamber değil de o? Özellikle Hz. Musa’yı seçmesindeki neden neydi acaba? Tabii bu da beyinleri bulandıran bir başka nokta. Fakat bizi burada ilgilendiren temel nokta: Ebu Hureyre’nin güvenilmezliğidir ki bu da bu hadislerle ve tarihi delillerle ortaya çıkmıştır.

Son olarak Allah’ın seçkinleri içerisindeki en değerlisi, sırrının koruyucusu, Resullerin sonuncusu Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.a) bir hadisiyle bu bahsi kapatmak istiyorum:

“Her kim ki benden olmayan bir sözü bana isnat ederse, cehennemdeki yerini hazır bilsin!” vesselam…
Administrator isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 02:19.


Bilgenin Tek Adresi