Bilge Forum
Raşidi Tarikatı - Raşidin Yolu - Raşidin Çizdiği Yol - Nedir ? - Baskı Önizleme

+- Bilge Forum (https://bilgeforum.com)
+-- Forum: RASiT TUNCA (https://bilgeforum.com/forumdisplay.php?fid=9)
+--- Forum: TARiKATI RAŞiDi (https://bilgeforum.com/forumdisplay.php?fid=291)
+---- Forum: Raşidi Tarikatı Genel Bilgiler (https://bilgeforum.com/forumdisplay.php?fid=292)
+---- Konu Başlığı: Raşidi Tarikatı - Raşidin Yolu - Raşidin Çizdiği Yol - Nedir ? (/showthread.php?tid=2625)



Raşidi Tarikatı - Raşidin Yolu - Raşidin Çizdiği Yol - Nedir ? - Halid - 08-03-2018

"Tarikat-ı Raşidi - Raşidîn Yolu - Nedir?"

الطريقة الراشدي

Tarikat Nedir, Tasavvuf Nedir ve Raşidî Tarikatı Hakkında Bilgiler

Öncelikle tarikat kavramına değinmek gerekir. Arapça’da “tarîk” yol demektir. “Tarikat” ise gidilen yollar anlamına gelir. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:

“Allah’a giden yollar, gökyüzündeki yıldızların sayısıncadır.”

İşte tarikatler, tasavvuf yöntemiyle insanları Allah’a seyr ü sülûk ettirmektedir. Yani “seyri ilallah”, Allah’a doğru yolculuk etmek, yol almak demektir. Yol almak için de mutlaka bir yol gereklidir. Her peygamber ve evliya, Allah’a giden yol konusunda bir yol tayin etmiştir. Bu, Peygamberimiz (s.a.v.) için İslamiyet, Hz. İsa için Hristiyanlık, Hz. Musa için Musevilik gibi bir yol, din ve usuldür. Cenâb-ı Hak bu usulü kitap göndererek öğretmiş ve peygamberlerini de bu usulü öğretme hususunda öğretmen ve mürşit olarak tayin etmiştir.

Her peygamber beşer olduğu için eceli geldiğinde vefat etmiş, âhirete irtihal etmiştir. Peygamberin vefatından sonra onun yolunu devam ettiren, ümmeti olan ve arkadaşları bulunan kimseler, bu yolları sürdürmüş ve zamana uygun yeni uygulamalar, sünnetler geliştirmişlerdir. Bizim dinimizde, İslam’da bu yolu belirleyen kimselere “evliya” ismini veririz. Aslında Allah, Kur’an-ı Kerim’de kendisini müminlerin mevlâsı (velisi) olarak tanıtmaktadır:

ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ مَوْلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَاَنَّ الْكَافِر۪ينَ لَا مَوْلٰى لَهُمْ۟
(Muhammed Suresi, 11. Ayet)

“Mevlâ” kelimesi “veli” demektir. Bu sebeple Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin ismindeki “Mevlânâ” da aynı şekilde “velimiz” anlamına gelir.

Veli Ne Demektir?
Veli, bir çocuğu koruyup gözeten, işlerine bakan, ondan sorumlu kimse olduğu gibi, ermiş, kendisine danışılan, yetkili kimse anlamlarına da gelir.

اَللّٰهُ وَلِيُّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۙ
(Bakara Suresi, 257. Ayet)

Müminlerin velisi Allah olunca, Allah ile irtibatı güzel olan kullar, bir problemle karşılaştıklarında çözümü Allah’a danışmış ve O’ndan aldıkları cevaba göre bir yol ve usul belirlemişlerdir. Bunun bariz örneği istihare namazı ile bir işin sonunu Allah’a sormaktır.

Belirlenen bu usule uyanlar, o tarikin veya yolun mensupları olmuşlardır. Bu yüzden yollar çeşitli dallara ayrılmıştır. Bunlar İslam dininde Kâdirîler, Rüfâîler, Nakşîler gibi hak tarikatlardır. “Hak tarikat”, gerçekten İslam’dan ayrılmadan, düzgün bir usul belirlemiş ve hayat tarzı benimsemiş kimselerin uygulamalarına verilen isimdir.

Örneğin Peygamber Efendimiz (s.a.v.) döneminde Amerika kıtası keşfedilmemişti. Patates, mısır, domates gibi ürünler sonradan diğer ülkelere yayılmıştır. Bu tür yiyeceklerin helal veya haram oluşuyla ilgili fetvayı kim verecektir? Peygamberimiz vefat etmiştir, ona soramayız. İşte evliya, fakih veya âlim denilen kimseler bu konuda görüş belirtmiş, “şu helaldir, şu harama yakındır” gibi usuller ortaya koymuşlardır.

Mesela İmam Şâfiî, “Denizden babam çıksa yerim” buyurmuştur. Bu, İmam Şâfiî’nin benimsediği bir usuldür. Hanefi mezhebinde ise denizden çıkan her şey yenmez; sadece belirli balık türleri yenebilir. İmam-ı Azam Ebû Hanîfe’ye uyanlar daha ihtiyatlı davranmışlardır. Hanefilerde böcek cinsi şeyleri yemek helal değildir. İmam Şâfiî’ye göre ise deniz sudan oluştuğu ve su temizleyici olduğu için sudan çıkan her şey temizdir. Bu da bir usuldür. Siz bir Müslüman olarak bu iki imamdan birinin yolunu seçmekte muhyersiniz.

Bu örnekte olduğu gibi her âlim, benimsediği usulü talebelerine, mensuplarına öğretmiş ve o yoldan gidenler o mezhebe veya o tarikata bağlı olmuşlardır.

Peygamber Efendimiz’in “Allah’a giden yollar, gökyüzündeki yıldızların sayısıncadır” hadisi, âlimlerin, ilmi ile ışık saçan kimselerin yıldızlar kadar çok olduğunu belirtmek içindir. Burada sadece çokluğu ifade etmek için gökyüzündeki yıldızlar misal verilmiştir.

Allah’ın sevgisini kazandıracak ameller çoktur. Peygamber Efendimiz bunları tarif ederken yoldaki taşı kaldırmak, selam vermek, cenazeye katılmak, hasta ziyareti, sadaka vermek, miskini doyurmak, yolda kalmışa yardım etmek gibi hayırlı amelleri saymıştır. Fakat günümüzde internet gibi Peygamberimiz zamanında olmayan uygulamalar vardır. İnternetten sevap kazanmanın yolları nelerdir? Bir sayfa açıp ilim yaymak, oradan paylaşım yapmak gibi konularda fetvalara ihtiyaç vardır. Takvalı bir âlimin bu yeni durumları nasıl kullandığı, insanları nasıl faydaya teşvik ettiği bizim için yol göstericidir. Onların itinalı davranışlarını örnek alarak Allah’a giden bir yolu bulmuş oluruz.

Peygamber Efendimiz başka bir hadis-i şerifinde de şöyle buyurmuştur:

“Benim ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız kurtuluşa erersiniz.”

Her bir sahâbîde Peygamberimizin birkaç uygulaması, hadisi, sözü veya fiili saklıdır. Onları öğrenip tatbik ettiğimizde o yola girmiş oluruz. Ancak bir sahâbîden öğrendiğimiz bir hadisi yapmakla hemen Allah’a vâsıl olmuş sayılmayız. Bu, uzun bir yolun başında birkaç kilometre gitmek gibidir. Yol uzundur. Tıpkı Afyon’dan İstanbul’a gitmek gibi... Yolda güzel meyveleri toplaya toplaya ilerlemek gerekir. Sahâbîlerden, onlardan sonra gelen Tâbiîn’den, ardından da âlimlerden öğrendiklerimizle bugünkü yolumuza devam edebiliriz.

Ancak gerçek evliyayı, gerçek Allah dostunu bulmak bugün biraz zordur. Herkes tarafgir olmuş durumdadır. Eğer bir siyasi gruba bağlı değilseniz sözünüz pek kabul görmez. Hak sözü korkmadan söyleyebilen ve doğru uygulamayı yapabilen kimseler azalmıştır. Onlar pirincin içindeki taşlar, kömürün içindeki elmaslar gibidir; bulmak için gayret etmek gerekir.

Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivayet edilen bir kutsi hadiste Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Allah Teâlâ Hazretleri şöyle ferman buyurdu: ‘Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse, ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu sevdiğimde artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı olurum. Benden bir şey istediğinde onu veririm, benden sığınma talep ettiğinde onu himayeme alır, korurum.’”
(Buhârî, Rikak 38.)

Bu kutsi hadiste Rabbimiz, kulumun farzlar ve nafile ibadetlerle kendisine yaklaştığını, sonunda onun gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olduğunu bildirmiştir. Farzların en önemlileri namaz, abdest, oruç, imkân olanlar için hac ve zekâttır. Bunun dışında sadaka, salih amel gibi ibadetler de vardır. Âlimler bazı farzları “54 farz” olarak tasnif etmişlerse de bunun dışında farz olmadığı anlamına gelmez. Nitekim Salih Aleyhisselam’ın dininde hayvan haklarına saygılı olmak emredilmiştir. Kutsi hadiste Rabbimiz hayvanlar için “onlar benim dilsiz kullarımdır” buyurmuştur. Merhamet, evrensel bir dildir. Merhamet dilini bilen kimse bütün hayvanlarla anlaşabilir. Salih Aleyhisselam’ın deveye su hakkı tanınması konusundaki mücadelesi, hayvan haklarının dinimizdeki önemini gösterir.

Her doğrunun bir eğrisi, her gecenin bir gündüzü vardır. Bir fiilin kötüsünü gördüğümüzde iyisini yapmaya gayret etmek, doğru yolda olmayı sağlar. Her namazda okuduğumuz Fatiha Suresi’nde “Bizi doğru yola ilet” diye dua ederiz. Doğru yol (sırat-ı müstakim) aynı zamanda hak tarikattır. Tarikat, yani yol, olmazsa hedefe ulaşmak mümkün olmaz.

Tasavvuf ise vaaz, sohbet, nasihat, zikir ve ezkâr yoludur.

“Bir şeyi 40 kere söylersen olur” şeklinde bir deyim vardır. “Kırklar” kavramı buradan gelir. Peygamber Efendimiz “40 kişi bir araya geldi mi illaki biriniz evliyadır” buyurmuştur. Şâfiî mezhebinde cuma namazının 40 kişi ile kılınmasının hikmeti de budur. Bir kimsenin namazının kabulü hürmetine diğerlerinin de kabul olması umulur. Aynı şekilde bir zikri 40 kere tekrar etmek, o zikredilen güzel hasletin kişide yerleşmesine vesile olur.

Tasavvufta yolun araçlarından biri zikir ve tesbîhtir. “Dervişin fikri neyse zikri de odur” denilmiştir. Zikir, güzel hasletler kazanmanın yollarından biridir. Allah, Haşr Suresi’nin son ayetlerinde “O Allah’tır ki, kendisinden başka ilâh yoktur. En güzel isimler (esmâül hüsnâ) O’nundur” buyurarak güzel ahlakın O’nun isimlerinde gizli olduğunu bildirmiştir. O isimleri zikretmek, o güzel ahlakı kazanmanın bir yoludur. Her tarikatın açıktan veya gizli yaptığı zikirleri, uyguladığı sünnetleri vardır. Zikrin tekrarı, zamanla o güzel hasletin kişide ortaya çıkmasına sebep olur.

يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقٖينَ
(Tevbe Suresi, 119. Ayet)
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.”

Kur’an-ı Kerim’de doğrularla beraber olunmasının emredilmesinin sebebi, iyilerin fikir ve amellerinin güzel olmasıdır. Onlarla beraber olmak, “hal geçmesi” denilen bir yöntemle kişiye fayda sağlar. Nitekim atalarımız “Sarı öküzün yanında duran, ya huyundan ya suyundan kapar” demişlerdir. İyinin yanında bulunan, ya onun amelinden ya da sözünden istifade eder.

Ebû Mûsâ el-Eş‘arî (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“İyi ve kötü arkadaşın hali, güzel koku satanla körük çekenin haline benzer: Misk satan, ya sana güzel kokusundan bir miktar meccanen verir, ya sen satın alırsın, ya da (hiç değilse onunla beraber olduğun sürece) güzel koku koklamış olursun. Körük çeken kimse ise, ya elbiseni yakar, ya da (en azından) körüğün kötü kokusundan rahatsız olursun.”
(Buhârî, Zebâih 31; Müslim, Birr 146.)

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Müminin yanında bulunan, en azından onun güzel kokusundan faydalanır. Kâfir ve kötülerin yanında bulunan ise, kömürün karası gibi zararlarından etkilenir.”

İşte cemaat olmanın, bir tarikata mensup olmanın, bir gruba intisap etmenin önemli sebeplerinden biri de budur. Kur’an-ı Kerim’de “iyilerle beraber olun” diye bir emir vardır. Daha önce de belirttiğimiz gibi farzlar sadece 54 tane değildir; “iyilerle beraber olmak” da bir emirdir. İyilerle birlikte olmak için bir grup olması gerekir. İşte hak tarikatlar, iyi amellerin açığa çıktığı ve uygulandığı yerlerdir.

Seyr-i sülûk, insan-ı kâmil olmanın yöntemidir. Kâmil insan; sözüne, fiiline dikkat eden, önünü gören, ufku ve feraseti açık olan, yaptığı işin hikmetinin farkında olan, amellerinin sonucunu hesaplayan, tedbir alan ve çevresini uyaran kimsedir. Bu sebeple bir gruba, bir tarikata intisap etmek önemli ve gereklidir.

Ben, Karoğlan Raşit Tunca olarak, “Raşidî Tarikatı”nı kurdum ve bir yol ile usul benimsedim. Bu usulde yaklaşık 28 sınıf bulunmakta, her sınıfa uygun zikirler, öğrenilecek ve tatbik edilecek uygulamalar yer almaktadır. Sohbetlerimizde bunları anlatıp öğretiyoruz.

Tarikatımıza intisap edenlerin günlük uygulamalarından biri, günde 5 vakit namazdan önce ve sonra 13’er defa “Estağfurullah” çekmektir. Bu uygulamanın hikmeti, Allah’ın “Tevvab” (tövbeleri kabul eden) isminin tecellisine vesile olmak ve kişinin her an tövbe bilinciyle yaşamasını sağlamaktır. Bir hadiste, kişinin 8 saat geçmeden tövbe ederse günahının yazılmayacağı bildirilmiştir. Sağdaki melek (Kirâmen Kâtibîn) iyilikleri yazar, soldaki melek ise günahları yazmakla görevlidir. Günah işlendiğinde soldaki melek yazmak istediğinde, sağdaki melek “Bekle” der ve bu bekleme süresi 5 ila 8 saate kadar uzar. Bu süre içinde tövbe edilirse günah yazılmaz. İki namaz arası yaklaşık 4-5 saattir. Bu süre içinde kalpten tövbe eden kimsenin hatası, tövbe ettiği için deftere yazılmaz. Bu, bizim tarikatımızda bir adap ve rahmettir.

“Bütün Âdemoğulları günahkârdır. Günahkârların en hayırlıları ise tövbe edenlerdir.” (İbn Mâce, Zühd, 30)

“Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi helak eder ve yerinize, günah işleyip peşinden tövbe eden kullar yaratırdı.” (Müslim, Tevbe, 9-11)

Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:

إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلتَّوَّٰبِينَ وَيُحِبُّ ٱلْمُتَطَهِّرِينَ
“Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever ve çok temizlenenleri sever.” (Bakara Suresi, 222. Ayet)

Bu ilahi kural gereği, tövbe eden kulların hatalarından dolayı sorumlu tutulmayacağı ümidindeyiz. Tarikata intisap etmenin getirilerinden biri budur.

Bunun dışında, usulümüzde güneşin doğuşu, yağmurun ve karın yağışı gibi tabiat olaylarıyla ilgili bazı uygulamalar da vardır. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) yağmur duasına çıktığı bilinmektedir. Ayrıca hadislerde, bazı kimselerin hatırına yağmur yağdığı, güneşin doğduğu bildirilmiştir. Bu konuda “Kırklar” ve “Abdallar” ile ilgili hadis-i şerifler bulunmaktadır.

Abdullah b. Mes’ûd (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Allah’ın yaratılanlar arasında üç yüzleri vardır. Onların kalpleri Âdem’in kalbi üzeredir. Yine Allah’ın yaratılanlar arasında kırkları vardır. Onların kalpleri Mûsâ’nın kalbi üzeredir. Keza Allah’ın yaratılanlar arasında yedileri vardır. Onların kalpleri İbrâhîm’in kalbi üzeredir. Yine Allah’ın yaratılanlar arasında beşleri vardır. Onların kalpleri Cebrâîl’in kalbi üzeredir. Keza Allah’ın yaratılanlar arasında üçleri vardır. Onların kalpleri Mikâil’in kalbi üzeredir. Allah’ın yaratılanlar arasında bir kulu vardır. Onun kalbi İsrâfîl’in kalbi üzeredir. Bir olan öldüğünde Allah onun yerine üçlerden birini getirir. Üçlerden biri öldüğünde Allah onun yerine beşlerden birini getirir. Beşlerden biri öldüğünde Allah onun yerine yedilerden birini getirir. Yedilerden biri öldüğünde Allah onun yerine kırklardan birini getirir. Kırklardan biri öldüğünde Allah onun yerine üç yüzlerden birini getirir. Üç yüzlerden biri öldüğünde de onun yerine avam halktan birini getirir. Onlar vesilesiyle yaşanır, ölünür. Yağmur yağdırılır, bela def edilir.” *(Bkz. Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 1/33; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ, 1/8; Kenzü’l-Ummâl, h.no: 34591, 34597)*

İki Cihanın Güneşi Hz. Muhammed (s.a.v.), güneş olması hasebiyle Alfa, Beta, Gama ışınları yayar. Buna “glow” denir. Arapça’da “ziya” anlamına gelir. Peygamber Efendimiz, her hareketinde bu “glow”u yani ışıma ve yansımayı yaşamıştır. Biz bunu müntesiplerimize oturma şekli, misvak tutuşu, el yazısı gibi birçok uygulamayla göstermekteyiz. Tarikatımızda belirli zikirlerden sonra “güneş makamı”na çıkılır. Bu makama ulaşan kişi, manevi anlamda bir ışık yayar hale gelir.

Bunlar, tarikatımıza intisap ettikten sonra yol almaya başlayan kişinin karşılaşacağı bazı özelliklerdir. Bu yol, kişinin kâmil insan olmasına, ardından saf ve temiz bir insan haline gelmesine ve sonunda Allah’ı görüyormuş gibi ibadet edenlerden olmasına vesile olur.

Seyr-i sülûk, “geri yolculuk” demektir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

فَسُبْحَانَ الَّذِي بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
“O, çok yüce ve çok üstündür. Her şeyin mülkü ve egemenliği O’nun elindedir. Ve O’na döndürüleceksiniz.” (Yasin Suresi, 83. Ayet)

O’ndan geldik, O’na döndürüleceğiz. İşte bu dönüş yoluna başlamayan kimseler, Allah’a vâsıl olamaz. Seyr-i sülûk, geldiğimiz yolu tersinden okumak, aslımıza geri dönüş yolculuğudur. Allah’tan geldik, Allah’a gideceğiz. Topraktan geldik, toprağa gideceğiz. Ruhumuz ise nurdur, ışıktır, enerjidir. Bunlar zikirler, sohbetler ve vaazlar şeklinde anlatılmaktadır. Zikirle bu bilgiler, zamanı geldiğinde kişide inkişaf edip açığa çıkacaktır.

Evet, bizim anlattığımız usulde; tarikat nedir, yol nedir, Raşidî tarikatı nedir, tasavvuf nedir, neden gereklidir gibi sorulara cevap vermeye çalıştık.

Raşidî Tarikatı Kurucusu Kimdir: Başağaçlı Raşit Tunca – Karoğlan Hoca

Kurucunun Kısa Biyografisi

İsim Raşit Tunca
Göbek İsmi Selim
Soy Lakabı Haceliler
Nickname Karoğlan veya imageman
Baba İsmi Mustafa
Anne İsmi Rabia
Doğum 1970, Başağaç

Eğitim:

İlkokul: 1976-1981, Başağaç

Ortaokul-Lise: 1981-1988, Sandıklı İmam Hatip Lisesi (13.06.1988’de 8,25 diploma notu ile iyi derece mezuniyet)

Yüksekokul-Üniversite: 1988-1989, AÜHF – AYO (1989’da 2. dönem sonunda yarım bıraktı)

Mesleki Eğitim: Elektrik Teknisyenliği (EBT ve EIT), Sigmundsherberg, Avusturya

Lehrabschlussprüfung: Elektrobetriebstechniker (25.01.2006) – Landesberufsschule Wiener Neustadt

Lehrabschlussprüfung: Elektroinstallationstechniker (24.06.2006) – Landesberufsschule Stockerau

Öksüz:
1988’de babasının vefatı.

Ankara:
Yüksekokul eğitimi için Ankara’ya gitti. İlk defa bir akrabasının yanında Keçiören’de kaldı. Sonra paralı özel yurt “RESA” yurdunda (Ulus), daha sonra Balgat’taki devlet yurdunda kaldı.

Aile:
1990 yılı sonunda evlendi. Bir erkek, bir kız olmak üzere iki çocuğu vardır.

Hac ve Umre:
1997’de hac ve umre ziyaretini annesiyle birlikte yaptı.

Dini ve Tasavvufi Hayat:
1991’de Burhâmiye Tarikatı’na intisap etti. 1992’de Nakşibendi Tarikatı’na intisap etti. 2003-2004 yılları arasında Düsûkiye Tarikatı’na intisap etti. Tasavvuf yolunda devam ederken, bir yol çizmenin önemini fark etti ve kendi gittiği, çizdiği yol olan Raşidî Tarikatı’nı kurmaya karar verdi. 2016 yılı Ağustos ayı.

Avusturya:
1989’da Avusturya’da taş ocağında işçi olarak çalışmaya başladı (Wiener Baustoff Werke). Daha sonra firma iki defa el değiştirdi (Poschacher Natursteinwerk). Taş ocağından ayrıldıktan sonra iki defa yaklaşık altışar ay büyük bir kasapta çalıştı. Mesleki eğitimini tamamladıktan sonra Liesing’deki firmalarda elektrik teknisyeni olarak çalıştı.

Tarikatın Özelliği:

Mevsim Tarikatı’dır. Günlerin, ayların, gecelerin, gündüzlerin, nurun, ziyanın ve mevsimlerin devam ettirilmesini talim eden bir yol, tarik ve usuldür.

Kuruluş Sebebi ve Prensibi:

“Nehir ile yarışamazsın, nehir ile birlikte koşamazsın. O seni hep yener, çünkü sen yorulursun, ama o yorulmaz.” (Karoğlan sözü, 05.09.2016)

Bu sözün açıklaması: Muhammedî misyon, İbrâhimî misyon gibi büyük misyonlar, akıp giden bir nehir gibidir. Onların binlerce mensubu vardır. Tek başına onlarla yarışmak mümkün değildir. Onlar hep kazanır, çünkü onlar bir gruptur. Bu yüzden bir grup, bir tarikat olmak gereklidir. Raşidî Tarikatı işte bu anlayışla kurulmuştur.

Raşit / Raşid / Râşid (رَاشِدٌ) İsminin Anlamları:

Doğru yola giden

Akıllı

İrşad edip öğreten

Öğretmen

Başöğretmen

Öğreten, eğiten Allah

Öğretmen olan Allah

Olgun, kemaline ermiş, yetişkin

Mürşit:
Eğitici, şeyh, mürebbi, terbiye edici, öğretici, öğretmen, başöğretmen.

Raşidî Tarikatı’nın Amacı ve Gayesi:

Başağaçlı Raşit Tunca – Karoğlan Hoca’nın hakka’l-yakîn veya keşfen bilip yaşadıklarını bir cemaate ve gruba öğretmek, bu misyonun kendisinden sonra da devam ettirilmesini sağlamaktır.

وَسَخَّرَ لَكُم مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا مِّنْهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لَّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
“Göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden (bir lütuf olarak) size musahhar (emre amade) kıldı. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden bir kavim için âyetler (ibretler) vardır.” (Câsiye Suresi, 13. Ayet)

وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً
“Rabbin meleklere: ‘Muhakkak ki Ben yeryüzünde bir halife kılacağım.’ demişti.” (Bakara Suresi, 30. Ayet)

Başağaçlı Raşit Tunca – Karoğlan Hoca’nın hakka’l-yakîn veya keşfen bildiği üzere, insanoğlu yeryüzünden kâinatı idare edebilecek bir güce sahiptir. Bu konuda yapılan bazı tatbikatlar neticesinde, bunu devam ettirecek, ileride daha da geliştirebilecek yol arkadaşları, tarikat mensupları arayışı ve bildiklerini öğrenmek isteyenlere anlatma arzusu sebebiyle bu tarikat kurulmuştur. Amaç ve gaye, insanın yeryüzünün ve kâinatın halifesi olduğunu hakka’l-yakîn olarak insanlara öğretmektir.

وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ فَأَنَّى يُؤْفَكُونَ
“Andolsun ki onlara: ‘Gökleri ve yeri kim yarattı, Güneş’i ve Ay’ı kim (size) emre amade kıldı?’ diye sorsan, mutlaka ‘Allah’ derler. O halde nasıl (haktan) çevriliyorlar?” (Ankebût Suresi, 61. Ayet)

إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاءُ
“Kulları içinde Allah’tan (gereğince) ancak âlimler korkar.” (Fâtır Suresi, 28. Ayet)

Mesela size bir örnek vereyim: Elma diye bir bitki vardır. Bu bitkinin çekirdeğini toprağa diktiğinizde, toprağı elmaya çeviren bir fabrikanız olmuş olur. Yine kayısı diye bir ağaç veya bitki vardır, onun da çekirdeği vardır. Bahçenize kayısı çekirdeği dikip bakımını yaptığınızda, toprağı kayısıya çeviren bir fabrikanız olmuş olur. Düşünün, eğer o çekirdek olmasaydı, binlerce yıl uğraşsanız ne toprağı elmaya çevirecek bir fabrika kurabilir, ne de toprağı kayısıya çevirecek bir teknolojiye erişebilirdiniz. Hâlbuki Hak Teâlâ, bunu cennetten alıp getirmiş ve dünyada dikilmesini sağlamıştır. Artık cennet meyvesi olan elma, dünyada toprağı elmaya çeviren bir fabrikamız haline gelmiştir. Üstelik bu bir tane değildir; her elma fabrikası, kendisi gibi binlerce fabrika kurabilecek binlerce çekirdeği aynı anda üretmektedir. Siz bir fabrika kursanız, o fabrika kendi benzerini klonlayabilecek, aynı fabrikadan kurulmasını sağlayabilecek bir teknolojiye erişebilir miydiniz? Şayet Rabbimiz bunu bize ikram etmemiş olsaydı, asla mümkün olmazdı.

Bunları görüp de “Allahüekber” dememek, “Rabbimiz büyüksün” dememek elde midir? Allah’ın bu mucizelerini, bereketlerini görenler ancak gerçek âlimlerdir. Bu harika fabrikanın daha mucizevi binlerce gizli halini hakkıyla gerçek âlimler anlayabilir ve hakkıyla Rablerinden korkarlar. Namazda “Allahu ekber” denildiğinde bunun sadece elleri kulaklara kaldırmaktan ibaret olmadığını onlar fark eder. Bu, Rabbimizin her an ayrı bir yaratışta, yeni bir sanatını icra ettiğini görmek ve bu sanatın mucidi olan Allah’tan hakkıyla korkmaktır. Onlar “Rabbim Allah’ım büyüksün” derler.

Oysaki halk elma yer, armut yer; bir gün dönüp “Allah bu toprağı nasıl oluyor da sulu armuda, tatlı rızığa çeviriyor?” diye düşünmez. Bir kere bile tefekkür etmez. Yıllardır uyuyan insanlık, Rabbimizin kudretinin ve ilminin büyüklüğünü, O’nun “Ekber” (en büyük) olduğunu idrak etmek ancak ilim ile olur. İlim sahibine de âlim denilir. Eğer bir âlim gerçek âlimse, onun Allah’a iman etmemesi düşünülemez. Yoksa eğer sahte bir âlimse, bu eşsiz sanata kör bakar, başkalarını taklit eder ve Rabbinden çaldıklarını “ben buldum, ben yaptım” diyerek hırsızlık eder, hatta rablik iddiasında bulunur. Hâlbuki bütün fiiller O’ndan gelir ve yine O’na gider.

Peki, ben bu ilimlere nasıl sahip oluyorum? Veya bu âlimler bu ulvi tefekküre nasıl vâkıf oluyor? O da sizin gibi, benim gibi peynir, ekmek, tarhana çorbası, elma, armut yer. Nasıl oluyor da benim yediğim aynı elma, armut, peynir ile ben bu tefekküre varırken, aynı elma, armudu yiyen diğer adam zerre kadar uyanmıyor? Allah’a tapacağı yerde isyan edip Allah’ı yok sayıyor? Fark nerede peki?

İşte fark şu: Nasıl bir elmayı nereye dikseniz, elma fabrikası olup yeni elma ve elma fabrikaları üretiyorsa, ben ve âlim kimseler de aynı elma, armut, oksijen, altın gibi ayrı bir türüz. Çünkü benden de yaratan bir çift yaratmıştır. Benim de bir fabrikam var. Aynı sizin yediğinizden yesem de, benimki böyle bir meyve, ilim ve tefekkür meydana getiriyor. Aynı bahçenin toprağındaki iki daldan elma dalı toprağı elmaya, portakal dalı ise toprağı portakala çevirdiği gibi, benimki de böyledir. Beni de sizi de hayret makamına çıkaran bu ulvi tefekküre götürmektedir. Elhamdülillah.

Sakın haset edip beni cahil sofularla bir tutmayın ve “sende niye yok” diyerek hayıflanmayın. Siz ben değilsiniz ki benim ürünümü verebileyim. İşte biz Raşidî Tarikatı’nı kurduk, ilmimizi yaymaktayız ve yeni Raşidî fabrikalarının kurulmasına, yeni Raşidlerin çoğalmasına yardımcı oluyoruz. Siz de tarikatımıza intisap edin, düsturumuza harfiyen uyun ki siz de bir gün Raşid olasınız, Raşidî bilesiniz ve Raşid meyvelerine eresiniz.

Yoksa İbrahimler İbrahim’den, Fatmalar Fatma’dan, Franzlar Franz’dandır. Raşidler de Raşid’dendir. Siz İbrahim iken Raşid olmaya kalkmayın. Muhammed iseniz Muhammed kalın, İbrahim iseniz İbrahim kalın ve özünüzü bozmayın. Nefsinizi terbiye edin, yolumuza girin ve özünüzü bulun. Siz İbrahim iseniz, sizdeki çekirdeği inkişaf ettirin ki çiçek açsın ve İbrahim’in ne demek olduğu sizde de yüzeye çıkıp meyve versin.

Vaaz ve sohbetlerimizin birinde şöyle dedik:

Güneş ışığına Arapça “diyâ” (ضياء) denir. Bir Nakşî büyüğü demiştir ki: “Bizim size verdiğimiz feyzi eğer muhafaza edebilseydiniz, bu size kıyamete kadar yeterdi.” Yani feyz veya fuyûzat veya ziyâ, alfa ışıması güneşimizden bize gelir. Muhammed yazılı Kur’an, Kur’an ise kâinatın yazılımı ise; Muhammed kâinat ve güneşimiz, iki cihanın güneşi Muhammed Mustafa’dır. Bizler ise güneş bebeleriyiz, yani Muhammed’in parçalarıyız.

Daha önce de demiştik: Güneş sistemimizin içindeki her bir özellik, o sistemin işlevi için gereklidir ve her cibilliyet bir peygamber grubunu temsil eder. Keçiler, oğlaklar; Şuayb ve Yakup çocuklarıdır dedik. Onların azalması, yani Jüpiter burcunda doğanların azalması, o cibilliyeti taşıyan sebze, meyve, hayvan, insan ne varsa azaldığı anlamına gelir. Çimento yoksa harç nasıl olmazsa, çimentosu az bir harç ile yapılan duvar nasıl sağlam olmazsa, hepsinin dengeli olması gerekir. Her şeyin fazlası da zarar, azı da zarardır.

Lütfen insanlar aranızda konuşun, kaynaşın. İkizler burcu ile ilgili olarak: Muhammed (s.a.v.) ikizler burcudur. “Muhammed” kelimesinde üç tane “Mim” harfi vardır. “M” harfi Latince ikizi temsil eder. Meryem (r.a.)’de iki tane “M” vardır; onda da ikizler burcu vardır. Havva (r.a.)’da da iki tane “Vav” vardır veya “Havva” yazıldığında bu da ikiz anlamına gelir.

Ziyâ, güneşimizin parçacığıdır, yani partikülleridir, foton enerjisidir.

Radyoaktivite ve Alfa Işıması:

α (Alfa) ışıması: İki nötron ve iki protondan meydana gelen, +2 yüklü bir helyum çekirdeği yaymaktır. Bu ışıma sonucunda proton ve nötron sayıları 2’şer birim azalır. Bu tanecikler +2 yüklü oldukları için elektromanyetik çekime de yakalanırlar. Bu ışımaların durdurulması çok kolaydır. Örneğin bir kâğıt yaprak bile yeterli olur.

Peygamberimiz (s.a.v.)’in ziyasını devam ettirebilmesi için güneşimizin alfa ışıması yapması gerekir. Alfa simgesi şudur: α

Bizler, Muhammed’in Ehl-i Beyti olarak, yani güneşimizin çocukları olarak alfa ışıması yapmamız gerektiğini anlıyoruz. Alfa ışıması demek, yapılan her işte alfa hareketi yapmak demektir. Bunun birkaç örneğini resimlerimde gösteriyorum.

Aşağıda ilgili görseller sırayla 5 görsel olarak yer almaktadır.

   

   

   

   

   

Yukarıdaki resimde görülen oturuş şekli, bir alfa oturuşudur. Bu aynı zamanda mehdi oturuşu olarak da bilinir. Eğer ayak ayak üstüne atarsanız, bu alfa oturuşu olmaz; yanlış bir oturuş şeklidir.

Fincanınızı tutarken serçe parmağınızın arasından geçirmek suretiyle de alfa yansıması yapmış olursunuz. Misvak kullanımı da böyledir. Bu, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sünneti ile sabittir. Onun, yani Muhammed Mustafa (s.a.v.)’nın misvak tutuş sistemi bu şekildedir. Peygamberimiz, hayatının her alanında alfa yansıması yapmıştır.

Yine el yazısı ile yazı yazmak ve özellikle harflere alfa işareti koymak da alfa ışıması yapmak anlamına gelir. Daha önce de belirttiğimiz gibi, böylece size ilk defa kâinatın ve güneşin ziyasının bizler tarafından yönetilebileceğini hakka’l-yakîn olarak öğrettik. Binlerce insan bu oturuş ve duruşu çok benimsedi, hatta tiryakisi oldu ve artık vazgeçemez hale geldiler.

Bu sene sıcak bir yaz geçirdik, ziyası bol bir yaz oldu. Artık sonbahara geldik. Birkaç gün önce kendi aileme ve çocuklarıma şunu tenbihledim: Artık sonbahar geldi. Yaprakların sararması ve soğukların gelmesi için bu ziyanın azalması şart. Bu yüzden artık ziya hareketi olan alfa oturuşunu ve diğer alfa hareketlerini şimdilik terk edin. İslam’da “terki terk” diye bir kavram vardır. Zamanı gelince yapılması gerekeni yapmak, zamanı gelince de bırakmasını bilmek önemlidir.

Zikir Nedir? Vird Nedir? Evrad Nedir? Örnekleri ile Kısa Anlatım

Zikir Nedir:

Sözlük anlamı ile zikir; anmak, hatırlamak, unutmamak ve çokça tekrar etmek manalarını taşır.

Raşidî Tarikatına Göre Zikir Nedir:
Zikir, bir frekans aralığıdır. Esas anlamı ile sadece bir kelimenin çokça tekrarına verilen isimdir. Mesela “Allah”, “Rahman”, “Kerim” gibi bir ismin veya “Ya Kerim”, “Ya Rahman” gibi bir niyazın, bir çağırmanın çokça tekrarı ya da “Elhamdülillah”, “Sübhanallah” gibi anlam ifade eden iki kelimenin çokça tekrarına zikir denir. Bu sayede insan beyni, kâinata belli bir frekansı devamlı olarak yayıp gönderir. Uzak bir yere gönderilmek istenen bir zikrin adedi daha yüksek ve çok olmalıdır, ayrıca kesik kesik olmamalıdır. Aynı frekans aralığının çokça tekrarı olmalıdır.

Mesela “Allah” zikrinin ebced değeri 66’dır. Bu, kalp frekansı denilen “1 Hertz”in değeri olan 66 ile aynıdır. Kalbin bir defa “Allah” demesindeki yaydığı frekans budur. Diğer zikirlerin de buna benzer “hertz” cinsinden bir frekans değeri vardır.

Raşidî Tarikatına Göre Vird Nedir:
Vird, anlamlı bir cümlenin belli zaman aralıklarında devamlı tekrarına verilen isimdir. Mesela “Sübhanallah” bir zikir, “Elhamdülillah” bir zikir, “Allahuekber” de bir zikirdir. Bunların anlamlı bir cümlede kullanılmış hali olan “Sübhanallahi velhamdülillahi ve lâ ilâhe illallahu vallâhu ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm” cümlesinin, günün belli vakitlerinde, her gün veya iki günde bir, sabah ve akşam gibi belirli zamanlarda devamlı tekrarına vird denir.

Bu sayede belli bir melek grubunun yaydığı frekans aralığına girilmiş olur ve bir nevi onlardan olunur. Mesela çok sesli sanat müziği icra edilirken saz, cümbüş, keman, zil gibi enstrümanların hepsi aynı notayı farklı seslerle zikrederler ve toplamda bir eser, bir şarkı oluştururlar. İnsanların, bitkilerin, hayvanların ve maddelerin aynı virdi tekrar etmeleri, bunu kâinata yaymaları da böyle uhrevî bir şarkının, Rabbimize doğru söylenmesi gibidir. Eğer bunun içinde bir dilek ve istek varsa, Rabbimiz de o isteğimize cevap verir.

“Allah, Allah” dediniz de, mesela “Ahmet, Ahmet” dedinizde, Ahmet “buyur ne istiyorsun?” diye sorar. Diyecek sözünüz yoksa, Ahmet “beni niye meşgul ediyorsun?” demez mi? Zikir eden, “Allah, Rahman...” diyen kimse, ardından isteği, muradı ne ise onu istemelidir. Ahmet’ten bir isteği olan onu çağırır ve o duyana kadar çağırır, değil mi? İsteğin yoksa, onu çağırarak dalga mı geçiyorsun?

Raşidî Tarikatına Göre Evrad Nedir:

Zikir, anlamlı bir veya iki kelime idi. Vird, anlamlı bir cümle idi. Evrad ise çokça virdden oluşan bir şarkı gibidir. “Raşidî Zikir Evradı” gibi. Yani çokça anlamlı cümleden oluşan ilahî bir şarkının veya bir isteğin Rabbimize iletilmesi ya da bu isteğin O’na ulaştırılması için görevli meleklere bildirilmesi amacıyla, her gün belli vakit aralıklarında devamlı tekrar edilmesine evrad denir.

Faydası şöyle açıklanabilir: Mesela sizin bir mahkemelik davanız var. Mahkemeye dava açarken, olan biteni kısa cümleler halinde, anlamlı ve makul bir şekilde izah etmek için bir dilekçe, yani cümleler toplamı yazmanız gerekir. İşte evrad da Allah’ın esmâsı, Kur’an ayetleri, belli dua terkipleri veya salavatlar gibi bazı özel zikirlerin toplamı ile ya bir isteği, yahut belli bir getirisi olan, Peygamber Efendimiz’in “şunu zikrederseniz cennette şu dereceye ulaşırsınız” buyurduğu bazı zikir ve virdlerin veya isteklerin toplamından oluşan bir dilekçenin veya manzum bir şarkının görevli meleklere duyurulması, onların sayesinde Rabbimize iletildilmesidir.

“Allah’ın bunun için meleklere ihtiyacı mı var?” derseniz, önce sizin melek nedir onu idrak etmeniz gerekir. Burada melek, görevini frekans denilen bir dalga boyutunun uzaklara taşınması manasında ele alınmalıdır. Bir frekansın yayılması için belli bir dalga boyutuna ihtiyaç var mı? Allah bunu bu yasaya bağlamış mı? İşte asıl önemli olan budur. Allah her şeyi belli yasalara ve meleklere bağlı kılmıştır. Sen ona melek değil de sadece dalga olarak bakarsan, melek nedir anlamamış olursun.

Burada bir nükte vardır:

Adam oğlunu Amerika’ya okumaya gönderir. Oğlu gider, orada İngilizce öğrenip okuyacağına, aldığı parayı yer çarçur eder. Bir gün “izine geliyorum” diye döner. Adam sorar: “Oğlum İngilizce öğrendin mi?” “Öğrendim” der. “Peki İngilizce ‘ağaç’ ne demek?” der. Oğlan hemen uydurur: “Dan” der. “Peki iki ağaç ne demek?” “Dan dan” der. “Peki orman ne demek?” Oğlan “Dandiri dandan dandiri dandan” der.

İşte zikir, anlamlı bir veya iki kelimenin tekrarıdır. Vird, anlamlı bir cümlenin tekrarıdır. Evrad ise işte bu “dandiri dandan” gibi anlamsız bir tekrar yığınına dönüşmemelidir; aksine, bilinçli ve anlamlı bir bütün olmalıdır.

Sıbh veya Tesbih Etmek:

Bir zikri belli bir sayıda tekrar etmek demektir. Nitekim “Sübhanallah” demek, Allah’ın isimlerini bilerek ve belli sayıda tekrar etmek anlamına gelir.

Ezkâr:
Zikredilen şeyler demektir. Mesela “ezkârın ne?” diye sorulduğunda, “Ben Rahman zikri çekiyorum” demek gibidir.

Zâkir:
Zikreden kimseye verilen isimdir.

Tesbih (Tespih):
Zikirdeki belli sayıyı muhafaza edebilmek için kullanılan hafızalı abaküstür.

Misbâh:

Tespihin, abaküsün cinsini belirtir. Ağaç mı, naylon mu, cam mı, taş mı, elmas mı, zümrüt mü, yakut mu olduğunu ifade eder. Tespihin renk ve cinsine göre zikir, farklı enerji boyutu yayar.

   

   

   

   

Raşidî Tarikatı’nda Seyr-i Sülûk Yolu Üçe Ayrılır

Nakşibendî Yolu: Gizli zikir (hafi) ile seyr-i sülûk ettirilmek.

Burhânî veya Düsûkî Yolu: Açık zikir (cehrî) ile seyr-i sülûk ettirilmek.

Zü’l-cenâheyn (Çift Kanatlı) Yol:

Raşidî yolu olup hem cehrî hem de hafî zikir ile seyr-i sülûk etme yoludur. Raşidî’nin evi yolu gibi… Her iki taraftaki iki kanat ile yol alınır.

Raşidî yolundan seyr-i sülûk etmek isteyen sûfî ve müridler geldiğinde şu usule bakılır:

Anne veya baba tarafından akraba olan Hasan veya Hüseyin isimli kimseler aranır. Bu, annesi tarafından veya annenin babası ve annesi tarafından akrabalar (dayı, teyze) ya da baba tarafından (hala, amca, kuzen, yeğen, dünür) olabilir.

Anne tarafında Hüseyin isimli bir akraba var ise: Sol koldan gizli zikre bağlıyız. Yol, Ebû Bekir yolu usulü ile olacaktır.

Anne tarafında Hasan var ise: Yol cehrîdir, yani açık zikir yoluyla olacaktır. Bu yol, Ali yolu olacaktır.

Her ikisi de var ise: Direkt bir üst sınıf olan Raşidî Tarikatı zikirleriyle yola başlanır.

Baba tarafından olursa:

Baba tarafında Hüseyin varsa: Sağ kol, gizli zikir demektir. Genellikle gizli zikir yapılır.

Baba tarafında Hasan var ise: Ali yolu, yani cehrî zikir ile zikir yapılır.

İkisi de var ise: O zaman bir üst sınıftan başlanır, çift kanatlıdır. Hem Hasan hem Hüseyin vardır, yani zü’l-cenâheyn olur.

Aynı durum anne tarafında da geçerlidir. Fakat orada sol taraf olduğu için anne tarafı sol taraftır. Sağ taraf baskın ve baba tarafıdır, sol taraf ise baskın olmayan taraf demektir.

Eğer akrabalardan bulunamaz ise bu sefer evimizin sağ ve sol tarafında bulunan komşu, tanıdık, bakkal, imam, müezzin, öğretmen gibi kişiler arasında Hasan ve Hüseyin isimleri araştırılır. Sağdaki isim Hasan ise Ali yolu (cehrî yol), Hüseyin ise gizli yol (Ebû Bekir ve Nakşî usulü) uygulanır.

Hüseyin Kolu ve Birinci Yoldan Gidecek Olanların Takip Edecekleri Usul

Tövbe

Bu usul ile yola Nakşibendîlikle, yani gizli zikir ile başlayacak olanlar (sağ kol baskın kol, Hüseyin kolu) şöyle tövbe alır:

Önce kıbleye karşı oturulur, gözler yumulur ve sağ el ileri uzatılır. Daha sonra şöyle niyet edilir:

“Yâ Rabbî! Ben pişmanım! Yapmış olduğum bütün günahlardan! Keşke yapmasaydım! İnşallah bir daha yapmayacağım. Başağaçlı Raşit Tunca’yı kendime şeyh kabul ettim.”

Eûzü besmele çekilir. Ardından:

يَدُ اللّٰهِ فَوْقَ اَيْد۪يهِمْۚ
Yedullâhi fevka eydîhim.
“Allah’ın eli, onların ellerinin üzerindedir.” (Fetih Suresi, 10. Ayet)

“Elimin üzerinde onun eli vardır, onun elinin üzerinde Allah’ın eli vardır” denilir. Biatım onadır, ondan da öte Cenâb-ı Allah’adır denilip gözler açılır.
Edepler

Günlük namazlar eda edilir.

Boş vakitlerde namaz tesbihleri çekilmemişse, onlar boş vakitlerde çekilir. Her vakit için 33 Sübhanallah, 33 Elhamdülillah, 34 Allahu Ekber çekilir.

Akşam namazından sonra rabıta yapılır. Şeyhe gıyabında rabıta yapılır. Şeyhin resmine bir defa bakılır ve şeyh gözler önüne getirilip görülmeye çalışılır. Sûfînin bir hali ve maruzatı varsa, kalpten ona da söylenir. Bu rabıta, şeyhi gerçekten karşında göresinceye kadar, yahut o seni ziyaret edeceği güne kadar, ya da sen ona gidebilesiye kadar devam edilir. Amaç gayret etmektir. Ulaşılamasa da bir gün o kapı size açılacaktır, açılmadı diye vazgeçilmez.

Akşam namazından sonra iki, dört veya altı rekat evvâbîn namazı kılınır. Evvâbîn namazından sonra rabıta yapılır. Kıbleye karşı dönülür, gözler yumulur ve 13 Estağfurullah çekilir. Gözler yumulduktan sonra şeyh rabıta edilir. Rabıtadan çıkmak isteyince tekrar 13 Estağfurullah denir ve gözler açılır. Ondan sonra dünya işlerine dönülür.
Zikir Usulü

Zikre gelince, Hüseyin kolunda gidecek olanlar şu usulü takip eder:

Nakşîler, gizli zikrin efdal olduğu için zikrederken bir örtü almışlardır. Bizde örtü almak diye bir şey yoktur. 13 Estağfurullah çekilir, sadece gözler yumulur ve 5.000 “Allah” zikri ile başlanır.

100 taneli bir tesbih alınır. Bu tesbih hafif bir cinsten olursa bilek ve el yorulmaz. Küçük taneli tesbih ile çekerseniz daha kısa devir eder, daha kısa sürede biter ve sıkılmazsınız. Büyük taneli tesbih alırsanız, çekmeniz uzun süreceği için yorulabilirsiniz. Eğer öyle olursa iki üç çeşit tesbih kullanın: orta boy, küçük boy, uzun boy. Vaktinize göre küçük veya büyük ile çekin. Hızlı çekmek istediğinizde küçük tesbih ile çekersiniz. Vaktiniz varsa büyük taneli ile daha uzun sürede ve daha şuurlu şekilde tek tek düşüre düşüre çekersiniz.

13 Estağfurullah çekilir, gözler yumulur, dil damağa yapıştırılır, dil hareket ettirilmeden kalp ile “Allah, Allah, Allah...” demeye çalışılır. Tesbih sağ ele alınır. Bu zikir çekilmeden önce sağ el, tesbih ile sol memenin dört parmak altında tutulur. Tesbih baş parmak ile orta parmak arasında tutulur ve işaret parmağıyla, sanki tabancanın tetiğine dokunurcasına, her bir tane “tık tık” diye aşağı çekilir. En hızlı şekilde tesbihi nasıl çekebilirseniz o kadar hızlı çekebilirsiniz. “Allah” kelimesini de kalbinizden ne kadar hızlı söyleyebilirseniz öyle söyleyin. Her bir tanede “Allah” diyeceğim diye uğraşmayın, saymaya kalkmayın, sadece tesbih tanelerini ileri çekin. Düşünün ki tetiğe her dokunuşunuzda “Allah” denilen bir mermi kalbinizden ateş ediyor. “Allah” dedikçe her bir tesbih tanesini aşağı itmeniz yeterlidir.

Her bir turda imameye gelindiğinde:

“İlâhî ente maksûdî ve rızâike matlûbî”
“Yâ Rabbî, maksadım sensin, rızana talip olmaktır.” denir.

İkinci elde ayrı bir tesbih tutulur ve her bir turdan sonra ondaki taneden bir tane ileri itilir. İkinci sabit tesbihdeki taneler 50’ye ayrılmış olmalıdır. 50 tane olunca 5.000 “Allah” demiş olursunuz.

Zikrin adedi tamam olunca tekrar 13 Estağfurullah çekilir ve zikirden çıkılır, gözler açılır.

Bu miktar her 3 ayda bir artırılır:

3 ay sonra: 10.000 “Allah” zikri

3 ay sonra: 15.000 “Allah” zikri

3 ay sonra: 20.000 “Allah” zikri

3 ay sonra: 21.000 “Allah” zikri (sadece bin artırılır)

Bu noktada gizli (hafî) zikir yolu tamamlanmış olur. Artık cehrî zikre geçilmesi gerekir. Bundan sonra yol Hasan kolundan devam eder, yani cehrî zikir usulü uygulanır.

Bu usulde forumumuzdaki Düsûkî usulü incelendiğinde, oradaki zikir ve evradın nasıl yapıldığı görülür ve yol o usul ile devam eder. Bu şekilde üçüncü sınıflara kadar zikir ve evrad uygulanır. Ondan sonra yol çatallanır, sonra birleşir. Fenâ fillah’tan önce bekā billah’ta yollar birleşir. Artık Raşidî usulü ile ya direkt Tahsin virdi ile ya da intisap ile zikre başlanır ve çift kanatlı ilerlenir. Zikir istenirse cehrî, istenirse gizli olarak yapılır.

Ailede baba tarafında hangisi baskın ise ona göre uygulama yapılır:

Baba tarafında Hüseyin var ise: “Allah” zikri kalp zikri şeklinde, yani gizli zikir olarak yapılır.

Baba tarafında Hasan var ise: Cehrî zikir ile yapılır.

Bu usulde artık kalbin yanına tesbih tutmak gibi bir uygulama yoktur. Tespihlerin renkleri vardır; her renk tesbih mevsimine göredir. Tesbih normal şekilde bir elde tutularak “Allah” zikri, normal bir tesbih çeker gibi yapılır.

Bundan sonraki yolda artık Raşidî usulü devam ettiği için 1. sınıf, 2. sınıf şeklinde sınıflar usulünce devam eder. Mezun olduktan sonra, iki horoz aynı çiftlikte ötmeyeceği için mezun olan kimse şeyh Raşid’in olduğu yerden uzaklaşmak durumundadır. Artık kendi usulünü yapar, kendi yoluna devam edebilir veya kendi yolunu çizebilir.

Hasan Kolu ve İkinci Yoldan Gidecek Olanların Takip Edecekleri Usul

Her sabah ikindiye kadar 1 defa ve ikindiden sonra tekrar bir defa aşağıdaki evrad, yanındaki adetlerce çekilir:
Zikir Adet
Bismillahirrahmanirrahim 100
Estağfurullahü’l-azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüve’t-tevvâbü’r-rahîm 100
Lâ ilâhe illallah 100
Yâ Dâim 300
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim 100

Bunlar okunduktan sonra zaman varsa Meşâyıh-ı Kebîr’e 3 İhlâs 1 Fâtiha hediye edilir. Eğer fazla zaman yoksa Meşâyıh-ı Sağîr’e 3 İhlâs 1 Fâtiha hediye edilir. Zaman daha da kısıtlı ise 13 İhlâs 7 Fâtiha Şeyh Muhtar’a ve 13 İhlâs 7 Fâtiha Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.)’e hediye edilir. Daha da kısıtlı zaman var ise sadece 13 İhlâs 7 Fâtiha Şeyh Muhtar’a hediye edilir.


Meşâyıh-ı Sağîr (Kısaltılmış Şeyhler Silsilesi)

    Şeyh Muhtar
    Şeyh Muhammed Osman Abdühül Burhani
    Şeyh Ahmed Arabiş Şernubi
    Şeyh Muhammed Sehavi
    Şeyh Musa Ebil imran
    Şeyh ibrahim Gurşud Dusuki
    Şeyh Ebul Hasaniş Şazili
    Şeyh Adusselam ibni Beşişe
    Seyyidina ve Mevlana imami Hüseyin
    Seyyidina ve Mevlana imami Ali
    Ziyadeten fi Şerefil Mustafa S.A.V

Meşâyıh-ı Kebîr (Tarîkatin Büyük Şeyhleri Silsilesi)

    Şeyh Muhtar
    Şeyh Muhammed Osman Abdühül Burhani
    Şeyh Ahmed Arabiş Şernubi
    Şeyh Muhammed Sehavi
    Şeyh Musa Ebil imran
    Şeyh ibrahim Gurşud Dusuki
    Seyyidatina Fatimatiş Şazili
    Şeyh Abdülazizil Mekni bi Ebil Mecid
    Şeyh Ebul Hasaniş Şazili
    Şeyh Adusselam ibni Beşişe
    Şeyh Ahmed El Bedevi
    Şeyh Seyyid Abdükadiri Geylani
    Şeyh Ahmet Errufai
    Seyyid Ali Zeynel Abidin
    Seyyidatina Zeynep
    Seyyidina ve Mevlana imami Hüseyin
    Seyyidina ve Mevlana imami Hasan
    Seyyidatinas Seyyidete Fatimatüz Zehra
    Seyyidina ve Mevlana imami Ali R.A
    Seyyidina ve Mevlana imami Osman Bin Afvan R.A
    Seyyidina ve Mevlana imami Ömer ibnul Hattab R.A
    Seyyidina ve Mevlana imami Ebu Bekri Sıddık R.A
    Ziyadeten Fi Şerefil Mustafa S.A.V

Birinci Sınıf Sûfîlerin Zikri

Günlük evradın haricindeki boş zamanlarda:

Estağfurullahü’l-azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüve’t-tevvâbü’r-rahîm

zikri 70.000 defa olana kadar çekilir. 70.000 tamam olunca yükseltme yapılır ve ikinci sınıfa geçilir.

İkinci Sınıf Sûfîlerin Zikri

Günlük evradın haricindeki boş zamanlarda:

Lâ ilâhe illallah

zikri 70.000 defa olana kadar çekilir. 70.000 tamam olunca yükseltme yapılır ve üçüncü sınıfa geçilir.

Üçüncü Sınıf Sûfîlerin Zikri

Günlük evradın haricindeki boş zamanlarda:

Allah zikri 6.666 defa çekilir.

Zikre başlamadan önce aşağıdaki giriş duası yapılır:

Âmin, âmin. Allâhümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammed.
Sübhâne rabbike rabbil izzeti ammâ yasıfûn, ve selâmün alel mürselîn ve alâ âlihim, velhamdülillâhi rabbil âlemîn.
Eşrafil halka seyyidünâ Muhammed.

Sonra zaman müsait ise Meşâyıh-ı Sağîr için 3 İhlâs 1 Fâtiha hediye edilir veya 13 İhlâs 1 Fâtiha Şeyh Muhtar’a hediye edilir.

Ardından:

Zikir Adet
Bismillahirrahmanirrahim 10 defa
Estağfurullahü’l-azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüve’t-tevvâbü’r-rahîm 10 defa
Lâ ilâhe illallah 10 defa
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim 10 defa

Bunlardan sonra Allah zikrine başlanır ve 6.666 adet tamam olunca 10 defa:

Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim

zikredilir.

Eğer zamanınız az ise Allah zikri 6.666 adet yerine 666 adet olarak çekilir.

Mürâkabe Nedir

Tarikata giren kişiler için:

Akşam namazını kıldıktan sonra kıbleye karşı oturulur. Gözler yumulur ve:

Âmin, âmin. Allâhümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammed.
Sübhâne rabbike rabbil izzeti ammâ yasıfûn, ve selâmün alel mürselîn ve alâ âlihim, velhamdülillâhi rabbil âlemîn.
Eşrafil halka seyyidünâ Muhammed.

denilir. Sonra zaman müsait ise Meşâyıh-ı Sağîr için 3 İhlâs 1 Fâtiha hediye edilir veya 13 İhlâs 1 Fâtiha Şeyh Muhtar’a hediye edilir.

Ardından:

Zikir Adet

Bismillahirrahmanirrahim 10  defa
Estağfurullahü’l-azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüve’t-tevvâbü’r-rahîm 10  defa
Lâ ilâhe illallah 10  defa
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim 10  defa

Daha sonra gözler kapalı olarak tarikatın şeyhi görülmeye çalışılır. Görmek için uğraşırken dil ile devamlı olarak sesli şekilde “Allah, Allah” zikredilir. Bu zikir, nefes alırken “Allah” denilir ve nefes verilirken yine “Allah” denilir. Eğer şevk ve iştah üstünse zikir esnasında kafa sağa ve sola hareket ettirilir.

Bu mürâkabe on veya on beş dakika devam ettirilir. Mürâkabeden çıkmak için 10 defa:

Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim

denilir ve gözler açılır. Buna her gün akşam namazından sonra devam edilir.

Zü’l-Cenâheyn (Çift Kanatlı Yol) – Raşidî Yoluna İntisap

İntisap Ne Demektir: İntisap, bir gruba, yere, millete, devlete, cemaate, meclise girmek, onlardan olmak demektir.

Dikkat: Virdimizi sadece okumak niyetiyle okuyanlar okuyabilir. Fakat vird şeklinde okumak isteyen ve faydasını görmek isteyenler, Raşidî Tarikatı’na intisap etmek durumundadır. İntisap duası, tek bir defa olmak üzere, ilk defa girmek istenince okunacak duadır.

Zikirde Harflerin Mahreci

Zikirimizde harflerin mahrecine dikkat edilmelidir:

Dad (ض) harfi: Mahreci “dz” şeklindedir. Dil azı dişlerin arasına konarak “ze” demeye çalışılır. “Muhammed Diyâüddîn” ismi aslında “Muhammed Dziyâüddîn” diye okunur. Dil sağ azılara veya sol azılar arasına konabilir. Sahâbeden Ebû Bekir (r.a.) iki tarafı ile de bu harfin mahrecini çıkarabilirmiş.

Peltek Se (ث): Dil dişlerin arasına konarak “se” demeye çalışılır.

Peltek Ze (ذ): Dil dişlerin arasına konarak “ze” demeye çalışılır.

Arapça alfabe (Elif, ba) okunurken tespihimizin iki renkli boncuklu kadranı ile okunur. Yön, onuncu boncuktan imameye doğru okunur.

Birinci boncukta sıra “dad” harfine gelince: Dad harfi sağ azı diş ile okunur.

İkinci boncukta: Dad harfi sol azı diş ile okunur.

Bu şekilde 9 defa alfabe okunur. Sonuncu seferde (dokuzuncu seferde) Dad harfi sağ azı diş ile okunarak alfabe tamamlanır.

Zikirimizde her “dad” harfine gelindiğinde:

Birinci zikirde: Dad harfi sağ azı diş ile okunur.

İkinci zikirde: Dad harfi sol azı diş ile okunur.

Üçüncüde tekrar sağ azı diş ile okunur. Diğerlerinde de bu şekilde devam eder.

   

Mevsimlere Göre Tesbih Renkleri

    Yaz mevsimi için: Bordo, kırmızı ve beyaz ayraçlı veya koyu kırmızı ve beyaz ile sarı sarıklı tesbih.

    Sonbahar için: Koyu sarı, turuncu veya kahverengi üzere beyaz ayraçlı ve beyaz sarıklı.

    İlkbahar için: Yeşil, beyaz ve kırmızı sarıklı tesbih.

    Kış için: Siyah üzere bordo, kırmızı ayraçlı ve yeşil sarıklı.

    Zemheri için: Beyaz üzere turkuaz ayraçlı veya Caribic mavi ve Caribic mavi sarıklı.

    Yağmur için: Saydam üzere kırmızı ayraçlı, koyu mavi sarıklı.

9. Sınıf Sûfîler

Allah zikri, günde bir defa olmak üzere 6.666 defa zikredilir. Burası Güneş Makamı’dır. İzinsiz çekilmez. Günde sadece “Hizbü’l-Kasr” ve 6.666 Allah zikri çekilir.

10 ve 11. Sınıf Sûfîler

Mevsim tesbihi talim edilir. Muhtarlar, başkanlar, kaymakamlar, valiler tayin edilir (bunlar manevî makamlardır). Sonra “Onların hatırına güneş doğar, yağmur yağar, kar yağar” hadisi üzere, mutmain oluncaya kadar talim edilir ve denemeler yaptırılır. Bu sûfîler, manen ilham yoluyla bu makamda olduklarını bilirler.

13. Sınıf Sûfîler

Her bölgede bir tane Güneş Makamı’na bir kişi tayin edilir. Onlara güneşin nasıl doğduğu, yağmurun nasıl yağdığı konusunda Mikâil ilminin birinci bölümü talim ettirilir. Birer tane de yardımcı tayin edilir ki, asıl görevli hasta olunca diğeri görevi devam ettirsin.
15. Sınıf Sûfîler

Zamanın hakimi olmak öğretilir. Zamanın nasıl geriye alındığı ve nasıl ileriye alındığı öğretilir.

16. Sınıf Sûfîler

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

    “İki günü birbirine eşit olan zarardadır.”

Şeytan ve deccal (aleyhime’l-lâ‘ne) hiç boş durmamaktadır. Her gün bize karşı yeni bir silah üretmektedirler. Bizim de onlarla savaşacak yeni silahlara ihtiyacımız vardır. Allah bize o gün hangi silahı ikram ederse, onu alıp zikir çorbamıza katmak zorundayız. Aksi takdirde onlarla savaşamayıp yenik düşeriz.

Bize yine varid olmuştur ki yeni bir silah kuşanmamız gerekmektedir. Çünkü kâfir ve deccal frekans ile oynamaktadır. Yazdığımız duaların “kehr” değerini (etki değerini) almaktadır. Mesela duamızın başında “Onlar namazlarını muhafaza ederler” diye zikrederiz. Biz, o ayette geçen o zümreye katılıp nerede olursak olalım namazımızı kılıp kaçırmamak isteriz. Kâfir ise, ben bunu zikredip çektikçe o da bunu ters çevirir ve “Onlar namazlarını kaçırırlar” hâline getirir. O zaman bir bakmışsınız öğle namazı çalınmış, uçmuş, ertesi gün sabah namazı gitmiş, veya bunun benzeri durumlar yaşanır. Yine “Yâ Halîm, yâ Selîm” çekeriz, yani sakin olabilmek için. O da bunu çevirir ve bize bir hiddet gelir, yanardağ gibi yerle gök arasında taşkınlık yaparız. Bu kâfirlerle mücadele zordur. Silah gereklidir.

Yine varid olan silah ise, tam olarak kullanmasını henüz bilmemekle birlikte şudur:

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir gece Rabbine şöyle dua etmiştir:

    “Allahım, azabından affına, gazabından mağfiretine sığınırım. Senden yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamd etmekten âcizim. Sen, Kendini sena ettiğin gibi yücesin.”

    “Allahım, şayet ismimi saîdler defterine yazdıysan, orada sabit kıl. Şayet ismimi şakiler defterine yazdıysan, oradan sil. Çünkü Sen buyurdun ki: ‘Allah dilediğini siler yok eder, dilediğini de sabit bırakır. Levh-i Mahfuz O’nun katındadır.’” (Hadis-i Şerif)

    يَمْحُو اللّهُ مَا يَشَاءُ وَيُثْبِتُ وَعِنْدَهُ أُمُّ الْكِتَابِ
    “Allah, dilediğini siler, dilediğini sabit kılar. Ana kitap (Levh-i Mahfuz) O’nun katındadır.” (Ra’d Suresi, 39. Ayet)

Sâliklerimiz, yolumuza tâbi olan yol arkadaşlarımız, bizim yolumuzda şu an durduğumuz yere gelince, belalar ve musibetler etraflarını sarar. Attıkları her ok kendilerini vurur hâle gelir. Hatta elinde tuttukları, kendilerine ait olan bir bıçak bile onları kesmeye yeltenir. İşte o zaman anlarlar ki buraya ayak basmışlardır.

Allah bize burada bu silahı göndermiştir. Henüz tam manasıyla kullanmasını bilmesem de kullanım talimatı şöyledir: Biz bu duanın sadece şu kısmını tekrar edeceğiz:

    “Allahım, azabından affına, gazabından mağfiretine sığınırım. Senden yine Sana iltica ederim.”

Tam sayısına henüz ulaşmadım. Ne zaman bu kalkan işe yarar, denemem gerekir. 41 defada karar kılmak istiyorum ancak henüz kesin değildir.

İşte bu ayeti okurken şöyle tefekkür edesin ey sâlik, ey yolcu:

Allah’tan gayrı bir mevcudat yoktur. Öyle olunca sana hışımlanan bıçakta da Allah vardır. Ancak o bıçak, bir suikastçi şeytan veya cin veya deccal askerinin eline geçmiş (gerçekten elinde ama frekansı elinde) ve onunla sana karşı savaşmaktadır. Sen o bıçağı, o esir edilmiş hâlden kurtarıp senin safına geçmesi için şöyle de:

“Ey yüce Rabbim! ‘Allahım, azabından affına, gazabından mağfiretine sığınırım. Senden yine Sana iltica ederim.’ Şu an sen bana hışımlanan bir bıçak oldun. Çünkü kâinatta senden başka bir mevcudat yok ise, öyleyse o senin hışımlanan bıçak olduğun hâlinden de, senden, yüce Rabbime sığınırım. Senin o bıçağın veya frekansın esir edilmemiş ele geçmemiş ve galip olan Allah hâline iltica edip sığınırım.” diye tefekkür et.

Bu duayı günde 41 defa okumaya devam et. Dediğim gibi sayıda değişiklik olabilir, henüz tam testten geçmemiştir.

Bu dua, bu dereceye erenler içindir. 16. Sınıf Sûfîler içindir.

    “Allahım, azabından affına, gazabından mağfiretine sığınırım. Senden yine Sana iltica ederim.” (41 defa haricen okunacak)

17. Sınıf Sûfîler

Deprem öğretilir. Mikâil Aleyhisselâm’ın ikinci kısım görevleri talim edilir. Depremin nasıl olduğu, nasıl yapıldığı öğretilir.

19. Sınıf Sûfîler

Hızır makamı öğretilip talim ettirilir. Tarikatın pîrini, olay vuku bulunca araması talim edilir. Bizatihi onunla (tarikatın pîri ile) kelam etmesi gerektiği öğretilir. Kimlerin o göreve (Hızırlık makamına) seçildiği listesi tutulur.

21. Sınıf Sûfîler

Kıyamet talim ettirilir. Oraya çıkan kimseye kilit ve mühür vurulur.

23. Sınıf Sûfîler

Mevsimleri ayarlama görevi talim edilir. Bu kâinatın öyle otomatik pilotta çalışmadığı, bizatihi yaşatılarak öğretilir. Bu görevi hak eden tek bir kimseye bu sır verilir (veliaht halife).

24. Sınıf Sûfîler

Güneşin çırasının tutuşturulması öğretilir.

27. Sınıf Sûfîler

Kader bahsi ve Sırat köprüsü talim edilir. Telepati telefonunu kullanması talim ettirilir.

28. Sınıf

Mevlûd sırrı talim ettirilir.

Raşidi Tarikatına intisab ve intisab Virdi

Raşidi Tarikatı Virdinin tamamı, günde bir defa veya, günde iki defa vird edilip okunur. Birinci sınıftan, beşinci sınıfa kadar olan sofi ve sofiyeler, günde bir defa vird edip, zikredip okurlar. Beşinci sınıftan sonraki sınıflar da ki sofi ve sofiyeler, taa ki, onbirinci sınıf sonuna kadar, günde iki defa vird edip okurlar, fakat onlar da yaz ve ilkbahar mevsiminde, sabah uzun vird yani “Hizbül Kebir” öğleden sonra ise kısa vird “Hizbül Kasr” okurlar. Kışları ve sonbaharda ise tam tersi olan sabah “Hizbül Kasr” öğleden sonra ise “Hizbül Kebir” vird edip okurlar. Onbirinci sınıftan sonra, vaktin durumuna göre, günde bir defa veya, günde iki defa “Hizbül Kebir” zikrini vird edip okurlar. Sabah vakti demek, hangi mevsim olduğu farketmeksizin, gece saat üç ten itibaren, ertesi gününü gündüzünün, ikindi vakti ezanı okunasıya kadar olan vakittir, bu vakitlerde sabah virdi okunur. Gündüz ikindi vakti ikindi ezanı okunduktan sonra, o günün gecesinin, gece saat üç e kadar olan vakti de, ikinci virdin vaktidir, o vakitlerde de ikinci vird, vird edilir okunur.
Esteuzubillah demek kısaca “Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmenirrahim” demektir. Virdimizin başlangıcında ister kısaca “Esteuzubillah” veyahut da normal olarak “Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmenirrahim” diyerek başlıyabilirsiniz.
Eğer Sabah ve Seher veya Gündüz Vakti Zikrediliyorsa “istiaze Duası El Evvel” Okunur (Yazları ve Baharları Gece üçten itibaren öğleden sonra saat 14 e kadar Zikrediliyorsa okunur),
Eğer ikindiden Sonra ve Akşam ve Gece Vakti Zikrediliyorsa “istiaze Duası El Ahir” Okunur (Saat 2 den yani 14 ten sonra, gece 03 e kadar zikredilirken okunur).
Zikirimizde Harflerin Mahrecine dikkat ediniz, Her Bir Harf Ayrı Bir Nota, Yahutta Ayrı Bir Tını ve Frekanstır Unutmayınız. (Dad harfi) Harfinin mahreci “dz” şeklinde okunur ki, dil azı dişlerin arasına konarak ze demeye çalılışılır ‘muhammed Diyauddin’ ismi ‘muhammed ziyauddin’ denir yani asli ise ‘Muhammed Dziyauddin’ diye okunur dil sağ azılara veya sol azılar arasına konabilir, ashabdan Ebu Bekr efendimiz iki tarafı ile de bu harfin mahrecini çıkarabilirmiş.
(peltek se) se harfi dil dişlerin arasına konarak se demeye çalılışılır, Zikirimizdeki, her (Dad harfine) gelince, birinci zikirde “dad harfine ” gelince (Dad harfi sağ azı diş ile okunur) ikinci zikirde (Dad harfi, sol azı diş ile okunur) üçüncüde tekrardan (Dad harfi, sağ azı diş ile okunur)…diğerlerinde de buna hakeza.
(Peltek ze) dil dişlerin arasına konarak ze demeye çalılışılır,
Arapça Alfabe yani “Elif, ba” okunurken tesbihimizin iki renkli boncuklu kadranı ile okunur ve, yön onuncu boncuktan imameye doğru okunur. birinci boncukta sıra “dad” harfine gelince
(Dad harfi, sağ azı diş ile okunur) ikinci boncukta (Dad harfi, sol azı diş ile okunur) ve böyle böyle 9 defa alfabe okunur sonuncu seferde yani dokuzuncu seferde yine (Dad harfi, sağ azı diş ile okunurak alfabe tamamlanır bitirilir)
Zikirimizdeki, her (Dad harfine) gelince, birinci zikirde “dad harfine ” gelince (Dad harfi sağ azı diş ile okunur) ikinci zikirde (Dad harfi, sol azı diş ile okunur) üçüncüde tekrardan (Dad harfi, sağ azı diş ile okunur)…diğerlerinde de buna hakeza.
Virdimiz, iki seher vaktinde okunur. (Yani Sabah seheri ve ikindiden sonra ikindi seheri) Günde iki defa okunup, vird edilir.sınıfa kadar salavat altta yazan usul ile okunur, ondan sonra bu virdimizdeki gibi, hepsine hergün, imkan dahilinde, günde iki defa veya, günde bir defa okunur, selam gönderilip, selamet dilenir.
Salavati kebiredeki “Safura” “Daniele” Ra’le” “Gabriela”, “Michaela”, “Raffaella, “Zara”, ” Azra”, Zaraelle”,“Feryail” ve “Ferruh” a salavat, haftada bir defa yapılır, diger günler onlara salavat okunmaz. Ve Salavati kasr daki “Feryail” ede okunmaz.
Feryail ve Ferruh Rüzgarlarların Melekleridir,
Feryail : Keder Elem,… Rüzgarlarının komutanıdır.
Ferruh: Feerah sevinç ve mutlulukların rüzgarının komatanıdır.
insan ömründe, bu iki rüzgarın galip geldiği zamanların orantısı, Feryail komutasında %40, Ferruh komutasında %1, yani bu oran 1/40 dır. yani (1sene Ferruh/40 sene Feryail) Hz Adem, ilk defa topraktan halkolduğunda, Allahü Teala hazretleri, Hz Adem’in çamurunun kuruması için, üzerine, 40 sene Feryail rüzgarı estirmiş. Bir sene de Ferruh rüzgarını estirterekten, kurutmuştur, velhasıl kelam.
Virdimizi sadece okumak niyetiyle okuyanlar, okuyabilir. Fakat vird şeklinde okumak isteyen, ve faydasını görmek isteyenler, Raşidi Tarikatına intisab etmek mecburiyetinde. Ve intisab Duası, Tek bir defa olmak üzre, ilk defa girmek istenince okunacak duadır.
Seyyidina Remzi ve Yalçın- Samson – uzun saçlı adam
Samson ve sevgilisi Daleyla veya Leyla, yani gücünü saçından alan adam. Bu adam Highlander, ve salavatimizin her zaman, 40. veya 41. bogumunda yer alacak, çünkü bu iki adam bize Etek ve koltuk alti traşımızı hatırlatacaklar, Etek ve koltuk altı traşımızın, en fazla geciktrime süresi, 40 gün, veya biraz üstü kadardır. şayet, unutur yada, geciktirirsek, bizzat bize gelip haber etmeleri için, engeç KIRK günde bir traş, ve gecikirsek, onlar bekcimiz, bir yerden “Yalçın, Remzi, Leyla, Higlander, iskoçyalı” haberi gelirse size, bilinki ….traş vakti geldi geciyor.
12 Havarinin isimleri Hakkında Hıristiyan Kaynaklarından Edindiğim Bilginin Tercümesi
“İsa bir dağa çıktı ve onunla birlikte istediklerini çağırdı. Yanına geldiler ve havariler dediği on iki kişiyi atadı. Sürekli onunla birlikte olacaklardı ve onları oraya göndermek istedi. Onun atadığı on iki kişi şunlardı: Peter adını verdiği Simon, Zebedi’nin oğlu Yakup, Yakup’un kardeşi Yuhanna – her ikisine de Boanerges adını verdiği (“Gökgürültüsü Oğulları” anlamına geliyor) – Andreas, Philip Bartholomäus, Matthew, Thomas, James, Alphaeus’un oğlu, Thaddäus, Zealot Simon ve İsa’ya ihanet eden Judas Iscariot. ” – Matta 10: 2-16; Markos 6: 8-11; Luke 9: 2-5
SINIF ADABI VE HER SINIFIN SÜRESi
Normalde her sınıfın zikiri 40 günde katedilir, 40 gün, arda arda 40 gün olmayabilr, eğer arada 3 gün çekemediysen, sende 43 gün sonra üst sınıfa geçersin.Zikirimiz sende 40 günde ahlakı Hasene ve Meleke halini almamiş ise, biraz daha gayret edilir, amma zorlanmaz, ve o zikir sende ahlak olunca, yani çekmeden duramaz olunca, veya çekmeyince kendinde eksiklik hissedince, sende ahlak olmuştur. çekmesi kolay hale gelince, bir üst sınıfa geçilir. üst sınıfa geçmek için tarikatın pirinden destur almaya gerek yokdur, üst sınıfa geçilir, eğer üst sınıf zikirini çekerken sende tökezleme hali yani sendeleme birgün çekip birgün çekememe olmuyorsa, devam edilir, üst sınıfda sendeleme olursa, tekrar bir alt sınıfa dönülür.

İntisap Duası Budur

Rabbi edhılnî cemaati ve zâkirî Raşidî ve edhılnî müdhalen sıdkan.

Bu dua okunduktan sonra sesli olarak “El-Fâtiha” denilir. Sonra orada kim varsa herkes bir defa Fâtiha okur ve onlar şahidimiz olur. Orada kimse yoksa kendimiz okuruz, oradaki melekler okur ve melekler şahidimiz olmuş olur.

Çıkış Duası Budur

Rabbi uhrücnî cemaati ve zâkirî Raşidî ve ahricnî muhracen sıdkan.

Bu dua okunduktan sonra sesli olarak “El-Fâtiha” denilir. Sonra orada kim varsa herkes bir defa Fâtiha okur ve onlar şahidimiz olur. Orada kimse yoksa kendimiz okuruz, oradaki melekler okur ve melekler şahidimiz olmuş olur.

Virdimiz, iki seher vaktinde okunur (sabah seheri ve ikindiden sonra ikindi seheri). Günde iki defa okunup vird edilir.
Raşidî Tarikatı’na İntisap (Giriş) Duası

Aşağıdaki duayı 40 gün okuyan, Raşidî Tarikatı’na intisap etmiş olur.

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm
Bismillâhirrahmânirrahîm (3 defa)

Hasbünallâhü ve ni’mel vekîl (5 defa)

Ni’mel Mevlâ ve ni’me’n-nasîr, ğufrâneke rabbenâ ve ileykel masîr (1 defa)

Ve mekerû ve mekarallâhü, vallâhü hayrul mâkirîn (5 defa)

Bismillâhirrahmânirrahîm
Kul eûzü birabbil felak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri ğâsikın izâ vekab. Ve min şerrinneffâsâti fil ukad. Ve min şerri hâsidin izâ hased.

Bismillâhirrahmânirrahîm
Kul eûzü birabbin nâs. Melikin nâs. İlâhin nâs. Min şerril vesvâsil hannâs. Ellezi yüvesvisü fî sudûrin nâsi, minel cinneti ven nâs.

Bismillâhirrahmânirrahîm
Allâhü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm, lâ te’huzühu sinetün velâ nevm, lehû mâ fis semâvâti ve mâ fil ard, men zellezî yeşfeu indehû illâ bi iznih, ya’lemü mâ beyne eydîhim ve mâ halfehüm, ve lâ yuhîtûne bi şey’in min ilmihî illâ bimâ şâe, vesia kürsiyyühüs semâvâti vel ard, ve lâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüvel aliyyül azîm.

Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm.

Rabbic’alnî mukîmes salâti ve min zürriyyetî. Rabbenâ ve tekabbel duâ. Rabbenâğfirlî ve li vâlideyye ve lil mü’minîne yevme yekûmül hisâb.

Ülâikellezîne hüm alâ salavâtihim yuhâfizûn.

Ellezîne yu’minûne bil gaybi ve yukîmûnes salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn.

Rabbenâ âtinâ min ledünke rahmeten ve heyyi’ lenâ min emrinâ raşedâ.

Ellezîne yezkürûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard, rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ, sübhâneke fekınâ azâben nâr.

Ellezîne yekûlûne rabbenâ innenâ âmennâ fağfir lenâ zünûbenâ ve kınâ azâben nâr. Es sâbirîne ves sâdıkîne vel kânitîne vel münfikîne vel mustağfirîne bil eshâr.

Vallâhu gâlibun alâ emrihî ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn.

Kâle mûsâ mâ ci’tüm bihî sihr, innallâhe se yubtiluhû, innallâhe lâ yuslihu amelel mufsidîn.

Keteballâhu le aglibenne ene ve rusulî, innallâhe kaviyyun azîz.

Rabbî ennî messeniyyeş şeytânu bi nusbin ve azâb. Rabbî eûzü bike min hemezâtiş şeyâtîni ve eûzü bike rabbî en yahdurun.

Mâ terâ fî halkır rahmâni min tefâvut, ferciıl basara hel terâ min futûr. Summerciıl basara kerreteyni yenkalib ileykel basaru hâsien ve huve hasîr.

İstiâze Duası – El Evvel

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm
Bismillâhirrahmânirrahîm

Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil kâfirîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil müşrikîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil münâfikîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil hâsidîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil fâsıkîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil hâinîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil kâzibîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil müfsidîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil müsrifîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil aduvvîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil sâhirîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil neffâsâtil ukad.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil mücrimîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil zâlimîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil vahişîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ ales kavmis seyyietil müseyyiîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil hıyelil küllü mütehayyilîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alen kavmin nazaril hâinîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil keşfel küfril kâşifîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmiş şemâteti küllü şâmitîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil ameil bahîllîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil gafelel gâfilîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil ameil yürâîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil acelel küllü muaccilîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmit tecâvezel mütecâvizîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil inkârel münkirîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil iftirâel müfterîn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmis seerigal müseerigûn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmin nâkısal munkısûn.
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmid deccâl ve havâssihî ve eûzü bike rabbî en yahdurun. (Dad harfi sağ azı diş ile okunur)
Vağfu annâ vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmiş şeytânirracîm ve hizbühü ve eûzü bike rabbî en yahdurun. (Dad harfi sol azı diş ile okunur)

Rabbenâ ve tekabbel bi duâî, Rabbenâğfirlî ve li vâlideyye ve lil mü’minîne yevme yekûmül hisâb, istecib duâenâ bi rahmetike yâ erhâmerrâhimîn. Ve selâmün alel mürselîn, velhamdülillâhi rabbil âlemîn.

Ennel arda yerisuhû ibâdiyes sâlihûn. (3 defa)

Rabbi inneke semîud duâi. (3 defa)

Tekabbel minnâ inneke entes semîul alîm. (3 defa)

Adede mâ vesiahû ilmullâh. (4 defa)

Sadakallâhül azîm. Rabbenâ ve tekabbel bi duâî, Rabbenâğfirlî ve li vâlideyye ve lil mü’minîne yevme yekûmül hisâb, istecib duâenâ bi rahmetike yâ erhâmerrâhimîn. Ve selâmün alel mürselîn, velhamdülillâhi rabbil âlemîn.

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْآنِ مَا هُوَ شِفَاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ ۙ وَلَا يَزِيدُ الظَّالِمِينَ إِلَّا خَسَارًا
صَدَقَ اللَّهُ الْعَظِيمُ

سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ
وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ
وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Eğer Raşidî Tarikatı’ndan herhangi bir sebeple ayrılıp çıkmak istenirse aşağıdaki dua okunur ve çıkmak isteyen kişi zikirlerimizi okumayı bırakır.
Çıkış Duası

Rabbi uhrücnî cemaati ve zâkirî Raşidî ve ahricnî muhracen sıdkan.

Sonra sesli olarak “El-Fâtiha” denilir. Ardından orada kim varsa herkes bir defa Fâtiha okur ve onlar şahidimiz olur. Kimse yoksa kendimiz okuruz ve oradaki melekler okur, melekler şahidimiz olmuş olur.